SÖZLER

Sözlerin Kaynakları

1-        "Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol; onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak memesi vardır."

2-        "Tamaha sarılan, kendini küçültmüştür; sıkıntısını açıklayan, zillete razı olmuştur; dilini kendi üzerine emir sahibi yapan (diline geleni söyleyen) hakir olmuştur."

3-        "Cimrilik ardır (utançtır); korkaklık noksanlıktır; fakirlik, akıllı insanı delilini sergilemede dilsiz etmektedir; yoksul kendi şehrinde gariptir."

4-        "Acizlik afettir; sabır (direniş) cesarettir, züht servettir; günahlardan sakınmak, (azaba karşı) kalkandır; kaza ve kadere razı olmak ne güzel arkadaştır."

5-        "İlim değerli bir mirastır. Edep (huylar) yenilenen ziynetlerdir. Fikir saf bir aynadır."

6-        "Akıllının göğsü, sırrının sandığıdır. Güler yüzlülük, dostluk bağıdır. Tahammül, ayıpların mezarıdır." Nehc'ül-Belağa'nın bazı nüshalarında ise şöyle geçmiştir: "Barış, ayıpların örtüşüdür. Kendini beğenene kızan çok olur."

7-        "Sadaka, kurtarıcı bir ilaçtır; kulların dünyadaki amelleri, kıyamette gözlerinin önüne dikilecektir."

8-        "Bir yağ parçasıyla gören, bir et parçasıyla konuşan, bir kemikle işiten ve bir delikten teneffüs eden şu insana şaşırın doğrusu! (Onun yaratılışı hakkında düşünün.)"

9-        "Dünya bir kimseye yöneldiğinde, başkalarının iyiliklerini ona getirir; ondan yüz çevirdiğinde de, kendi iyiliklerini ondan alır."

10-   "İnsanlarla; öldüğünüzde ağlayacak, yaşadığınızda ise sizi özleyecek bir şekilde geçinin."

11-   "Düşmanına galip gelince, bu galibiyetin şükrü olarak onu affet."

12-   "İnsanların en acizi, kardeş kazanmada acizlik edendir; ondan daha acizi ise, kazandıktan sonra kay­bedendir."

13-   "Nimetler size akın edince az şükretmekle onu kendinizden uzaklaştırmayın."

14-   "En yakınların terk ettiği kimsenin yardımına (Allah'ın inayetiyle) en uzaktakiler koşar."

15-   "Her fitne ve belaya duçar olan kınanmaz."

16-   "İşler kaza ve kaderin hükümlerine tabidir; (bu yüzden bazen) tedbir, insanın helak ve yokluğuna neden olur."

17-   Müslümanlar Hz. Ali'ye Peygamberin; "Sakalınıza kına yakın, Yahudilere benzemeyin." hadisini sorunca şöyle buyurdu: "Peygamber bunu buyurduğunda din azınlıktaydı. Ama bugün din genişlemiş ve güçlenmiştir. Dolayısıyla bu iş insanın isteğine bağlıdır." (Mubah bir şeydir; farz veya müstahap değildir.)

18-   Cemel savaşında Abdullah b. Ömer, Sa'd b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd, İbn-i Ömer, İbn-i Tufeyl, Usame b. Zeyd, Muhammed b. Mesleme ve Enes b. Malik gibi savaşı "bir fitne" olarak, değerlendirip kenara çekilmeyi yeğleyen kimseler hakkında söyle buyurmuştur: "Hakkı yardımsız bıraktılar; batıla da yardım etmediler."

19-   "Emelinin peşince koşan, eceliyle sürçer (arzusuna kavuşmadan ölür)."

20-   "Yiğitlerin sürçmelerine göz yumun; onlardan biri sürçerse, Allah'ın eli onu yüceltir."

21-   "Korku hüsranla ve yersiz haya da mahrumiyetle beraberdir. Fırsat, bulut gibi geçip gitmektedir; o halde hayırlı fırsatları ganimet bilin."

22-   "Bizim için bir hak vardır, verirlerse (alırız onu); ak­si takdirde gece her ne kadar uzun da olsa, (hakkımızı almak için harekete geçerek) deve sırtına bineriz."

23-   "Ameliyle bir yere varamayan kimseyi, soy sopu bir yere ulaştırmaz."

24-   "Mazluma yardım etmek ve sıkıntılı kimseye rahat bir nefes aldırmak, büyük günahların kefaretlerindendir."

25-   "Ey Âdemoğlu, sen isyan ettiğin halde münezzeh olan Allah sana bir biri ardınca nimet verdiğinde artık (Al­lah'ın azabından) sakın."

26-   "Kim kalbinde bir şey gizlerse, o şey ya onun dilinin kaymasında veya yüzünün renginde ortaya çıkar."

27-   "Dertlerin seninle yürüdükçe onunla yürü." (Geçici dertlerinle geçinmeye çalış ve en küçük bir hastalıkta yata­ğa düşme.)

28-   "En üstün züht, zühdü gizlemektir."

29-   "Sen (gün ve yılları) geride bıraktığında ve ölüm de sana yöneldiğinde, o zaman ölümle görüşmen ne de ça­buktur!"

30-   "Sakının, sakının! Vallahi (Allah), affedercesine gü­nahlarınızı örtmüştür." (O halde tövbe edin ve sakının.)

31-   İman hakkında sorduklarında söyle buyurdu: "İman, dört esas üzerinde durur: Sabır, yakin, adalet ve cihat. Sabır da dört çeşit üzeredir: Şevk, korku, züht ve bekleyiş. Cennete şevk duyan, şehvetlerden uzak durur; cehennemden kor­kan, haramlardan sakınır; dünyada zahit olan, musibetleri hafif görür; ölümü bekleyen, hayırlı işlere koşar. Yakin de idrak etmede basiretli olmak, hikmeti incelikleriyle kavra­mak, ibretlerden öğüt almak ve öncekilerin sünnetlerine uymak olmak üzere dört kısımdır. O halde idrak etmede basiretli olana, hikmet açıklanır; hikmeti açık olarak gören, ibreti tanır; ibreti tanıyan, öncekilerle yaşamış gibi olur. Adalet de derin düşünmek, ilmin hakikatine ulaşmak, gü­zel hüküm vermek ve hilimde metin olmak üzere dört kı­sımdır. O halde doğru idrak eden, ilmin derinliğini kavrar; ilimin derinliğini kavrayan da şeriat kaynağından kanmış olarak döner; hilim sahibi olan, yaptığı işlerde aşırılığa kaçmaz ve insanlar arasında övgüye layık bir şekilde yaşar. Cihat da dört kısımdır: İyiliği emretmek, kötülükten sa­kındırmak, her yerde doğruluk ve fasıklara kin duymak. O halde iyiliği emreden müminleri güçlendirmiştir; kötülük­ten sakındıran kâfirlerin burnunu yere sürünüştür; her yerde doğruyu söyleyen üzerine düşeni yerine getirmiştir; kim de fasıklara kin duyar ve Allah için gazaplanırsa, Allah da onun için gazaplanır ve kıyamette onu razı eder. Küfür de dört esas üzerindedir: Gereksiz yere derinleşmek, niza, haktan sapmak ve düşmanlık. Gereksiz yere derinleşen, hakka ulaşamaz; bilgisizce çok niza eden hakkı asla göre­mez; haktan sapan güzeli kötü, kötüyü ise güzel zanneder ve dalalet sarhoşluğuyla sarhoş olur; düşmanlık edenin ise (kurtuluş) yolları zorlaşır, işleri içinden çıkılmaz hale gelir ve (dalaletten) çıkış yolu oldukça daralır. Şek ve şüphe de dört esas üzerindedir: Münakaşa, korku, tereddüt ve bo­yun eğmek. O halde kim münakaşayı din (adet) edinirse, gecesi sabah olmaz (dalaletten kurtulmaz); karşısındaki olan şeyler kimi korkutursa, (bir şey elde etmeksizin) geriye döner; kim şüphede tereddüt (şaşkınlık) içinde olursa, şey­tanların tırnakları onu çiğner; kim dünya ve ahiretinin yok olmasına boyun eğerse, dünya ve ahirette helak olur."

32-   "Hayrı yapan, o hayırlı işten daha hayırlıdır; kötü­lüğü yapan da o kötülükten daha kötüdür."

33-   "Cömert ol; saçıp savuran değil. İtidalli ol; zor­laştırıcı değil (zira bu ifrat veya tefrite neden olur)."

34-   "En değerli zenginlik, arzuları terk etmektir."

35-   "Kim halkı sevmedikleri şeylere koşarsa, hakkında bilmedikleri şeyleri söylerler."

36-   "Kim uzun arzulara kapılırsa, amelini çirkinleştirir."

37-   Şam'a sefer ederken, geçtiği Enbar şehrinin büyükleri, saygı ifadesi olarak atlarından inip önünde koştuklarında; "Bu yaptı­ğınız nedir?" diye sordu. Onlar; "Bu bizim âdetimizdir; emirle­rimizi böyle ulularız." dediler, imam (a.s) şöyle buyurdu; "Vallahi emirleriniz bundan faydalanmamaktalar. Böyle yapmakla dünyada kendinize zahmet veriyorsunuz; ahirette de bu işinizle sefil olacaksınız. Arkasında azap olan meşakkat, ne de zararlıdır; ateşten emin olmayı beraberinde getiren rahatlık da ne faydalıdır!"

38-   Oğlu Hasan'a şöyle buyurdu: "Ey yavrucuğum, amel et­tiğinde zarara uğramayacağın şu dört hususu benden öğ­ren: En büyük zenginlik, akıldır; en büyük yoksulluk, ah­maklıktır; en korkunç şey, kendini beğenmektir; en değerli büyüklük, güzel ahlaktır. Yavrucuğum, ahmakla arkadaş­lıktan sakın; çünkü o, sana fayda vermek isterken zarar ve­rir. Cimriyle arkadaşlıktan sakın; çünkü en çok ihtiyaç duyduğun şeyi senden esirger. Kötü adamla arkadaşlık et­me; çünkü o seni değersiz bir şey karşılığında satar. Yalan­cıyla da arkadaşlıktan kaçın; çünkü o, serap gibidir; sana uzağı yakın ve yakını uzak da gösterir."

39-   "Nafileler farzlara zarar verirse, onlarla Allah'a yakınlaşılmaz."

40-   "Akıllının dili, kalbinin arkasındadır; ahmağın kalbi ise dilinin arkasındadır."

Seyyid Razi şöyle diyor: "Bu çok değerli ve ilginç sözlerdendir. Çünkü akıllı insan istişare etmeksizin ve düşünmeksizin diline ge­leni söylemez Ama ahmak adam, düşünmeksizin ve dikkat etmeksizin diline gelen her şeyi söyler. O halde akıllının dili onun kalbine, ahmağın kalbi de onun diline tabidir."

41-   "Ahmağın kalbi ağzındadır; akıllının dili ise kalbindedir."

42-   Hz. Ali hastalanan bir dostuna şöyle buyurdu: "Allah, has­talığını günahlarının affedilmesine sebep kılmıştır. O halde hastalığın bir ecri yoktur; fakat günahları, ağaçların yaprak­larının döküldüğü gibi dökmektedir. Şüphesiz ki ecir ve mükâfat dille konuşma, el ve ayaklarla amel etmektedir. Kuşkusuz ki Allah, niyet doğruluğu ve batini temizlik sebe­biyle kullarından dilediğini cennete koyacaktır."

43-   Habbab b. Eret'i yâd ederken şöyle buyurdu: "Allah Habbab'a rahmet etsin; isteyerek Müslüman oldu, itaatkâr olarak hicret etti, kifayet edecek miktarla yetindi, Allah'tan razı idi ve mücahit olarak yaşadı."

44-   "Ahireti anan, hesap günü için amel eden, kendine yeten rızık ile kanaat eden ve Allah'tan hoşnut olan kişiye ne mutlu!"

45-   Bu kılıcımla, bana buğz etmesi için mü’min kimsenin burnuna vursam bile yine bana buğz etmez. Bütün dünya malını, beni sevmesi için münafığın başına döksem yine de beni sevmez. Bu takdir edilmiş ve Ümmi Nebi'nin diliyle de söylenmiş bir hükümdür. Zira o şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Mü’min sana buğz etmez münafık da seni sevmez."

46-   "Seni kedere ve gama (pişmanlığa) sürükleyen kötü­lük, Allah katında seni bencillik ve böbürlenmeye iten iyi­likten daha iyidir."

47-   "İnsanın kıymeti, himmeti miktarıncadır; doğruluğu, mürüvveti miktarıncadır; şecaati, küçük düşmekten çekin­diği miktarıncadır; iffeti, kıskançlığı miktarıncadır."

48-   "Zafer, ihtiyatlı davranmakla kazanılır; ihtiyat, düşü­nüp taşınmakla mümkündür; bu da sırları korumakla mümkün olur."

49-   "Yüce kişinin aç kaldığında, aşağılık kişinin de doy­duğunda, saldırısından sakının."

50-   "İnsanların kalpleri ürkektir; o halde kim kendine ısındırırsa ona yönelirler."

51-   "Zaman sana yardım ettiği müddetçe (güç ve salta­nat seninle oldukça) ayıbın gizli kalır."

52-   "İnsanların affetmeye en evla olanı, cezalandırmaya en güçlü olanıdır."

53-   Cömertlik, istenmeden vermektir; istenildikten son­ra vermek utanmak ve kınanmaktan kaçınmaktır."

54-   "Akıl gibi zenginlik, cehalet gibi yoksulluk, edep gi­bi miras, istişare gibi destek yoktur."

55-   "Sabır iki türlüdür: Hoşlanmadığın şeylere karşı sa­bır ve sevdiğin şeylere karşı sabır."

56-   "Zenginlik gurbette vatandır; fakirlik ise vatanda gurbettir."

57-   "Kanaat, tükenmeyen maldır."

58-   "Mal, şehvetlerin ve arzuların temelidir."

59-   "Seni sakındıran kimse, seni müjdeleyen kimse gibidir,"

60-   "Dil yırtıcıdır; serbest bırakılırsa ısırır."

61-   "Kadın akrep gibidir; sancıması tatlıdır."

62-   "Sana selam verildiğinde, sen daha güzel bir şekilde selam ver; sana doğru iyilikle uzanan ele, sen daha üstün bir şekilde karşılık ver; her halükârda üstünlük, ilk iyilik yapanındır."

63-   "Şefaatçi, şefaat dileyenin kanadıdır."

64-   “Dünya halkı, uyudukları halde yürütülen kervan eh­line benzer."

65-   "Dostları kaybetmek, gurbettir."

66-   "Hacetin karşılanmaması, onu ehli olmayandan iste­mekten daha iyidir."

67-   "Az bağış yapmaktan utanma; zira mahrum etmek ondan daha azdır."

68-   "İffetlilik fakirliğin ziyneti, şükür de zenginliğin sü­südür."

69-   "İstediğine ulaşamayınca, ne halde olursan ol kork­ma/ümidini kesme."

70-   "Cahili mutlaka ya ifratçı, ya da tefritçi görürsün."

71-   "Akıl tamamladığı zaman, konuşma azalır."

72-   "Zaman bedenleri yıpratır, arzuları yeniler, ölümü yakınlaştırır, (ölüm yaklaşınca da) arzuları uzaklaştırır; kim onu elde ederse, bitkin düşer; kim de onu kaybederse, zahmete düşer."

73-   "Kim kendini insanlara imam yaparsa, başkaların­dan önce kendini eğitsin ve diliyle terbiye etmeden önce, davranışlarıyla terbiye etsin. Kendinin öğretmeni olup kendini eğiten kişi, insanların öğretmeni olup onları eği­tenden daha fazla saygı ve övgüye layıktır."

74-   "İnsanın nefes çekmesi, ölüme doğru adım at­masıdır."

75-   "Her sayılan, son bulucudur ve her beklenilen gele­cektir."

76-   "İşler karıştığında (iyiyle kötü anlaşılmadığında), sonları evvelleriyle mukayese edilir. (Zira işin evveli iyi ve­ya kötü olursa, sonu da iyi veya kötü olur.)"

77-   (Zerar b. Zamret'üz-Zibabi, Şam'a gidip Muaviye'nin ya­nına vardığında Muaviye kendisine Emir'ül-Mü'minin Hz. Ali'yi sordu. O şöyle dedi: "Şahadet ederim ki o, ibadet ettiği yerlerden bi­rinde, gece karanlık basınca mihrabında eliyle sakalını tutup, yılan sokmuş birisi gibi kıvranarak ve hüzünlü birisi gibi ağlayarak şöy­le derdi:)

"Ey dünya! Ey dünya! Uzaklaş benden. Kendini bana mı sunuyorsun, yoksa beni mi arzuluyorsun? Aldatma za­manın yaklaşmasın! Heyhat! Sen, benden başkasını aldat; benim sana ihtiyacım yok. Seni üç kez boşadım; artık dönmeye imkân yok. Ömrün kısadır, değerin azdır, arzun hakirdir. Ah! Azığın (ibadet ve kulluğun) azlığından, yolun uzunluğundan, seferin uzaklığından, varılacak yerin (kabir, berzah ve kıyametin) zorluk ve azametinden!"

78-   (Birisi imam'a; "Şam'a sefer edişimiz Allah’ın kaza ve ka­derinden değil midir?" diye sordu. İmam (a.s) uzun bir konuşma­dan sonra şunları buyurdu:)

"Yazıklar olsun sana! İhtimalen sen gerekli ve kesin olan kaza ve kaderi zannetmişsin. Eğer bu iş, bu şekilde ol­saydı, sevap ve ceza batıl olur, vaat ve vaid (müjdeleme ve tehdit) saçma olurdu. Münezzeh olan Allah, kullarına irade ve ihtiyar ile emretti; onları korkutarak nehyetti; onlara ko­lay olanı teklif etti; zor olanla yükümlü tutmadı; aza, çok şeyle karşılık verdi; mağlup olduğundan O'na karşı isyan edilememiş; icbarla da emrine uyulmamış; peygamberleri oyun olsun diye göndermemiş; Kitab'ı kullarına abes ola­rak indirmemiş; gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları da boş yere yaratmamıştır: "İşte bu kâfir olanların zannıdır; ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay kafirle­rin haline!"(Sad: 27)

79-   "Hikmeti nereden olursa al. Hikmet münafığın kal­binde de olabilir. Ama çıkıncaya ve arkadaşlarıyla mümi­nin göğsünde yer edinceye kadar, orada ıstırap ve şaşkınlık içinde olur."

80-   "Hikmet, müminin yitiğidir; nifak ehlinden de olsa hikmeti al."

81-   "Her insanın değeri, güzel yaptığı iş (ilim ve uzmanlığı) miktarıncadır."

82-   "Size beş şey vasiyet ediyorum; onlar için develerin (çabuk koşsunlar diye) koltuklan akına (tabanlarınızla) vursanız da değer mi değer: Hiçbiriniz rabbinden başka­sından bir şey ummasın; günahından başka bir şeyden korkmasın; kendisinden bilmediği bir şey sorulduğunda 'bilmiyorum' demekten utanmasın; bilmediği bir şeyi öğ­renmekten de çekinmesin. Sabırlı olun; çünkü sabır imana nispetle cesette baş gibidir; başla birlikle olmayan cesette hayır olmadığı gibi, sabırla beraber olmayan imanda da hayır yoktur."

83-   İmam'a inancı olmadığı halde onu övmekte aşırı giden, fa­kat kalbinde olanı söylemeyen bir adama şöyle buyurdu: "Ben, dediğinin altında, içinde olanın (gizlediğinin) ise üstünde­yim."

84-   "Kılıçtan geriye kalanlar, sayı bakımından daha kalı­cı ve evlat bakımından daha fazladır. (Örneğin Hz. Hüse­yin (a.s)'ın çocukları ve takipçileri daha kalıcı ve çoktur; düşmanları ise çok olmalarına rağmen onlardan bir eser kalmamıştır.)"

85-   "Bilmiyorum" sözünü terk eden kimse, helak olur."

86-   "İhtiyarın görüşü, gencin (kılıç) vuruşundan bana daha sevimlidir." Başka bir rivayete göre: "İhtiyarın görüş ve fikri, onun (savaşa) hazır olmasından daha sevimlidir bana."

87-   "İstiğfar etmek dindeyken ümitsizliğe kapılana şaşarım."

88-   Ebu Cafer imam Muhammed b. Ali el-Bakır (a.s), Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakletti: "Yeryüzünde Allah'ın azabından iki eman vardı; onlardan biri kaldırılmış (elden çıkmış), diğeri ise yanınızdadır; o halde ona sarılın. Kaldırılmış olan eman Resulullah'tır; baki kalan eman ise istiğfardır. Nite­kim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Sen içlerinde olduğun halde Allah onları azaplandıracak değildir ve onlar is­tiğfar ettikleri halde de Allah onları azaplandıracak değildir."(Enfal: 33)

89-   "Kim kendisiyle Allah arasında olanı düzeltirse, Al­lah da onunla insanların arasını düzeltir; kim ahiret işini düzeltirse, Allah da dünya işlerini düzeltir; kimin kendi içinden bir öğüt vereni olursa, Allah tarafından onun için bir koruyucu olur."

90-   "Mükemmel fakih (İslami ilimlerde mütehassıs, zeki ve anlayışlı kimse), halkı Allah'ın rahmetinden ümitsiz et­meyen, onları Allah'ın şefkatinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah'ın düzeninden (cezasından) onları güvende kıl­mayan kimsedir."

91-   "Bu kalpler, bedenlerin usandığı gibi usanır; o halde bu kalplere yeni hikmetler arayın."

92-   "İlmin en değersizi, dilde duranıdır; en üstünü ise aza ve organlarda görünendir."

93-   "Sizden biriniz; "Allah'ım, fitneden sana sığınırım." demesin. Zira fitneye duçar olmamış hiç kimse yoktur. O halde sığınanlar fitnelerin saptırıcılığından Allah'a sığınmalıdır. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Bilin ki malları­nız ve evlatlarınız ancak bir fitnedir."(Enfal: 28) Bu ayetin ma­nası da şudur: Allah-u Teâlâ, rızkına karşı çıkanlarla, kendi payına rızayet gösterenlerin açıkça ortaya çıkması için evlat ve mallarla insanları imtihan etmektedir. Gerçi Allah onla­rı kendilerinden daha iyi bilmektedir. Ama sevap veya ce­zayı gerektiren fiillerin (kendilerine) aşikâr olması için on­ları imtihan etmektedir. Zira bazıları erkek çocukları sev­mekte, kız çocuğundan ise nefret etmekteler. Bazıları da malın çoğalmasını sevmekte ve ondan bir şevin azalmasını sevmemekteler."

94-   Kendisine; "Hayır nedir?" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Hayır, malının veya evladının çoğalması değildir. Şüphe­siz ki hayır ilminin çoğalması, hilminin büyümesi ve rabbine ibadet sayesinde insanlar arasında yücelmendir. O halde eğer iyilik yapmış olursan, Allah'a hamd edersin; eğer kötülük etmiş olursan, Allah'tan bağışlanma dilersin. Dünyada sadece iki kişiye hayır vardır: Birisi günah işledi­ğinde hemen tövbeyle telafi eden, diğeri ise hayırlara ko­şan kimsedir."

95-   "Takvayla yapılan hiçbir amel az değildir; makbul olan bir amel nasıl az olabilir?"

96-   "İnsanların nebilere en yakın olanları, onların (Allah tarafından) getirdiği şeyi en iyi bilenlerdir." İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: "Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, bu Peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir."(Al-i İmran: 68) Muhammed'in (s.a.a) dostu, Peygamber'e akrabalık bağı uzak olsa bile Al­lah'a itaat eden kimsedir; Muhammed'in düşmanı ise pey­gambere akrabalık bağı yakın olsa bile Allah'a isyan eden kimsedir."

97-   Hururalı([1]) bir adamın teheccüd namazı kıldığını ve Kur'ân okuduğunu işitince şöyle buyurdu: "Yakîn üzere olan uyku, şüphe halinde kılman namazdan daha hayırlıdır."

98-   "Bir hadis duyduğunuzda onu nakletmek için değil, riayet (düşünmek ve amel etmek) için algılayın. Çünkü il­mi rivayet edenler çoktur; fakat onu riayet edenler pek az­dır.

99-   Bir şahsın; "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" dedi­ğini duyunca şöyle buyurdu: "İnna lillah" (Biz Allah içiniz) deyişimiz, kul olduğumuza itirafıdır. "İnna ileyhi raciun" (Biz O'na dönücüleriz) deyişimiz ise, helak olmamıza itiraftır."

100-      Bir grubun, yüzüne karşı kendisini övmesi üzerine şöyle buyurdu: "Allah'ım, sen beni kendimden daha iyi tanırsın; ben de kendimi onlardan daha iyi tanırım. Allah'ım, bizi, onların sandıklarından daha iyi kıl ve bilmedikleri şeyleri de bağışla."

101-      "İhtiyaçların karşılanması sadece şu üç şeyle doğru­lur: "(Allah nezdinde) büyük sayılmak için onu küçük saymak, (ecir günü) ortaya çıkması için onu gizlemek ve (isteyene) tatlı olması için de onu karşılamada acele et­mek."

102-      "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki sadece (sultan ve padişahlara) söz taşıyanlar yakınlaşabilecek, sadece kö­tüler zarif ve zeki sayılacak ve sadece insaf sahipleri zayıf düşürülecek. O zaman sadaka zarar sayılacak, sıla-i rahim (akrabalara ihsan ve onlarla ilişki) bir minnet etme aracı haline gelecek ve ibadet insanlara üstünlük taslama baha­nesi olacak. İşte bu zamanda iktidar ve saltanat (hükümet ve yöneticilik) kadınların istişaresi, çocukların (tecrübesiz gençlerin) emirliği ve hizmetçilerin (aşağılık ve soysuz in­sanların) tedbir ve düşünceleri ile yapılacak."

103-      Hz. Ali (a.s)'ın üzerinde yamalı gömlek görüp nedenini sorduklarında şöyle buyurdular: "Bununla kalp mütevazı olur, asi nefis ram olur ve mü’minler ondan örnek alır. Dünya ve ahiret iki uyumsuz düşman ve iki farklı yoldurlar. O halde kim dünyayı sever ve ona gönül verirse, ahirete buğz eder ve ona düşman kesilir. Bunlar doğu ve batı gibidirler.

Bunların arasında yürüyen, birine yaklaştıkça diğerinden uzaklaşır. Bunlar bir kocası olan iki kadın (kuma) gibidirler (sürekli ihtilaf içerisindeler)."

104-      Nevf-i Bikkali'den([2]) şöyle dediği nakledilmiştir: Bir gece Emir'ül-Mü’minin Hz. Ali (a.s)'ı ibadet için yatağından kalktığını gördüm. Yıldızlara baktıktan sonra bana; 'Ey Nevf! Yatmış mısın, yoksa uyanık mısın?" diye sordu, uyanığım dediğimde ise şöyle buyurdu:

"Ey Nevf! Ne mutlu dünyada zahit olanlara ve ahirete rağbet edenlere! Onlar yeryüzünü sergi, toprağını yatak, suyunu güzel koku, Kur'ân'ı iç elbise (kalp ziyneti), duayı ise (olaylara karşı) dış elbise yapan ve dünyayı Hz. Mesih İsa gibi kesip atan (ondan yüz çeviren) kimselerdir.

Ey Nevf! Davud (a.s) böylesi bir gecede kalkıp şöyle buyurdu: "Halktan haraç alan zorba, halkı sultanlara ispiyonlayan gammaz zalim, hükümeti koruyan polis ve tam­bur ile davul çalanlar dışında, bu saatte dua eden her kulun duası kabul olur."

105-      "Allah size (oruç, namaz ve hac gibi) bir takım şey­leri farz kılmıştır; o halde onların haramlığını bozmayın. Bir takım şeyleri de susarak ifade etmemiştir. Ama bu unuttuğundan dolayı değildir. O halde onları elde etmek için kendinizi zahmete atmayın."

106-      "İnsanlar dünyalarını düzeltmek için dini işlerinden birini terk ettiklerinde, Allah daha zararlı bir şeyi onların yüzüne açar."

107-      "Nice âlim vardır ki, cehaleti onu öldürmekte ve kendisiyle olan ilmi de ona bir fayda sağlamamaktadır."

108-      "Bu insanın damarlarına([3]) bağlanmış bir et parçası vardır; bu, insanın içinde olan en şaşılacak bir uzuvdur ve o da kalptir. İşte bunda hikmetten ve ondan farklı bir ta­kım şeyler vardır. Eğer onun için bir ümit doğarsa, tamah onu zelil eder; tamah onu heyecanlandırırsa, hırs onu he­lak eder; eğer ümitsizlik ona musallat olursa, eseflenmek onu öldürür; gazaplanırsa, öfkesi şiddetlenir; hoşnutluk onu mesut ederse, sakınmayı unutur; korku onu sararsa, kaçınmak onu meşgul eder; genişliğe kavuşursa (veya em­niyet ve rahatlığı artarsa), gaflet onu yakalar; bir mal elde ederse, zenginlik onu azdırır; bir musibet ona ulaşırsa, sa­bırsızlanma onu rüsva eder; yokluk onu ısırırsa, bela onu oyalar; açlık onu takatsiz ederse, zaaf onu çökertir; do­ymak onu ifrata götürürse (fazla yerse), aşırı doymak (mi­de şişkinliği) onu sıkar. O halde her kusur ona zararlıdır; her ifrat (haddi aşmak) da onu bozguna uğratır."

109-      "Biz dayanılacak orta halli bir yastığız (güvenilir, mutmain bir dayanağız); geri kalan bize ulaşmalı; haddi aşıp ileri giden de bize dönmelidir."

110-      "Allah'ın emrini, ancak yaltaklık yapmayan (veya rüşvet vermeyen), kendini batıla benzetmeyen (boyun eğ­meyen) ve tamahlara kapılmayan kişi uygulayabilir."

111-      İmam (a.s)'ın sevgili yaranlarından olan Sehl b. Huneyf el-Ensari Kufe'de vefat edince şöyle buyurdu: "Beni bir dağ bile sevse, parça parça olur."

Seyyid Razi şöyle diyor: Bu sözün anlamı şudur: Zorluklar ve sıkıntıları artar ve musibetlerin saldırısına uğrar. Bu takva ve iyi­lik sahibi kimselerin kaderidir. Nitekim 112. hikmette bu anlamı ifade, etmektedir.

112-      "Biz Ehl-i Beyt'i seven, fakirlik elbisesini giymeye hazırlanmalıdır."

113-      "Akıldan daha faydalı bir mal, kendini beğenmek­ten daha korkunç bir yalnızlık, tedbir gibi bir akıl, takva gibi yücelik, güzel ahlak gibi arkadaş, edep gibi miras, ba­şarı gibi önder, salih amel gibi ticaret, sevap gibi kazanç, şüpheli şeylerde durma gibi takva, haramlara itinasızlık gi­bi züht, tefekkür gibi ilim, farzları eda etmek gibi ibadet, haya ve sabır gibi iman, tevazu gibi hasep, ilim gibi şeref, bilim gibi izzet, istişareden daha sağlam bir destek yok­tur."

114-      "İyilik ve doğruluk, zaman ve ehline galip oldu­ğunda (yani zaman ve insanlar iyi olduğunda), eğer bir kimse, kendisinden bir günah görülmeyen birisi hakkında su-i zanda bulunursa, zulmetmiş olur; fesat ve kötülük, zaman ve ehlini kuşattığında, bir kimse biri hakkında hüsn-ü zanda bulunursa, şüphesiz kendini tehlikeye atmış­tır."

115-      Kendini nasıl buluyorsun, ey Emir'el Mü’minin?" diye sor­duklarında şöyle buyurdu: "Bekasıyla fani olan, sıhhatiyle has­talanan, güvendiği yerde ölüm kendisine ulaşan kimsenin hali nasıl olur?!"

116-      "Nice insanlar vardır ki, kendisine ihsan edilmekle yavaş yavaş azaba yakınlaşır; günahlarının örtülmesiyle al­danır; övülmesiyle, fitneye uğrar (akıl ve malını elden ve­rir). Allah hiçbir kimseyi insana verdiği fırsat gibi bir şeyle imtihan etmemiştir."

117-      "Benim hakkımda iki kişi helak olur: İfrat eden dost ve buğz eden düşman."

118-      "Fırsatı kaybetmek, keder ve sıkıntıya sebep olur."

119-      "Dünya (zehirli) bir yılan gibidir; derisi yumuşak, ama içinde öldürücü zehir vardır; aldanan cahil ona doğru yürür, akıl sahibi ise ondan uzak durur."

120-      Kureyş hakkında sorduklarında şöyle buyurdular. "Mahzumoğulları'na gelince; onlar Kureyş'in gülleridir; erkekleriyle konuşmayı ve kadınlarıyla evlenmeyi severiz. Abduşşemsoğulları'na gelince; onlar ileri görüşlü ve arka­larında olanları (mal ve evlatları) daha çok savunandırlar. Biz Haşimoğulları'na gelince; elimizde olanı bağışlarız, ölüm anında (din yolunda) canlarımızı vermede cömert davranırız. Abduşşemsoğulları sayıca daha çok, hilekâr ve çirkindirler. Biz ise daha fasih, daha hayır isteyen ve daha güzel yüzlüyüz."

121-      "İki amel arasındaki fark ne kadar da uzaktır (çok­tur): Birinin tadı gider, kötü sonucu kalır; diğerinin ise zahmeti geçer, ecri kalır.”

122-      Bir cenazenin peşinden giderken birinin gülmesini duyunca şöyle buyurdu: "Sanki ölüm bizden başkasına yazılmış ve hak (Ölüm) bizden başkasına farz olmuştur! Sanki (her gün için) gördüğümüz ölüler, az bir zaman sonra bize dönüp gelecek olan yolculardır! (Oysa) cesetlerini kabirlere bırakıyoruz, miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedi kalacağız! Daha sonra her öğüt veren (ölmüş) erkek ve kadını unutuyo­ruz ve her musibet ve felakete duçar oluyoruz!"

123-      "Ne mutlu nefsi ram, kazancı temiz, sırrı (niyet ve itikadı) iyi ve ahlakı güzel olana; yine ne mutlu malından fazla kalanı infak edene, dilini çok konuşmaktan alıkoyana, sünnet kendisini kuşatana ve kendine bidat isnat edilme­yene (dinde bidat çıkarmayana)"

124-      "Kadının erkeği (iki veya üç evliliğinden dolayı) kıskanması küfür, erkeğin kadını kıskanması ise imandır."

125-      "Şimdi İslam'ı öyle bir nitelendireceğim ki, benden önce kimse onu öyle nitelendirmemiştir: İslam, (Allah kar­şısında) teslimiyettir; teslimiyet yakindir; yakın tasdik etmektir; tasdik ikrar etmektir; ikrar eda etmektir; eda etmek ise ameldir."

126-      "Kendisinden kaçtığı yoksulluğa doğru koşan cimriye şaşarım! Talep ettiği zenginlik elinden çıkıp gider; dünyada fakirler gibi yaşar; ahirette zenginler gibi hesaba çekilir. Dün bir meni parçasıyken yarın leş olacak kibirlenen kişiye şaşarım! Allah'ın yarattıklarını gördüğü halde, O'nun hakkında şüpheye düşen kişiye şaşarım! Ölüleri gördüğü halde ölümü unutan kişiye şaşarım! İlk yaratılışı gördüğü halde, ikinci kez yaratılmayı inkâr edene şaşarım! Beka (ahiret) yurdunu terk edip fani dünyayı imar edene şaşarım!"

127-      "Amelde kusur eden, üzüntüye duçar olur; malında ve canında Allah için bir pay ayırmayan kimseye, Allah'ın ihtiyacı yoktur."

128-      "Soğukların evvelinde kendinizi ondan koruyun; sonunda ise onu karşılayın. Zira soğuklar insanın bedenine ağaçlara yaptığını yapar; evveli yakar (yaprakları döker), sonunda ise yeşertir."

129-      "Yaratanın senin yanındaki büyüklüğü, yaratıkları gözünde küçültür."

130-      Sıffin'den dönüşünde, Kufe dışındaki mezarlığı gördüğünde şöyle buyurdu: "Ey, korkunç diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı! Ey toprakta yatanlar, ey garipler, ey yalnız­lar, ey korkuya uğrayanlar! Siz, bizden önce giden, biz ise sizi izleyen ve size kavuşacak olanlarız. Bıraktığınız evlere gelince; başkaları o evlerde oturdular. Eşlerinize gelince; başkalarıyla evlendiler. Mallarınıza gelince; başkaları ara­sında taksim edildi. Bizde olan haber bu; Sizden ne ha­ber!" Sonra ashabına dönerek şöyle buyurdu: "Bilin ki, eğer konuşmalarına izin verilseydi, size; "En hayırlı azık takva­dır."(Bakara: 197) diye haber verirlerdi."

131-      Bir adamın dünyayı yerdiğini duyunca şöyle buyurdu: "Ey dünyayı kötüleyen, aldatıcılığına kanan, boş şeylerine kapı­lan kişi! Dünyaya aldandıktan sonra mı onu kötülüyor-sun?! Sen mi dünyayı suçluyorsun, yoksa o mu seni suçlu­yor?! O seni ne zaman azıttı, aldattı! Toprakta çürüyen ata­larının helak olduğu yerle mi, yoksa toprak altındaki anala­rının içinde yattığı yerlerle mi aldattı seni?! Kaç kez iki elinle onların tedavisi için uğraştın, onların bakımını yaptın ve onların şifa bulmasını diledin? Tabiplerden onların ilaç­larının faydasını sordun, ama sabahleyin ilaçların onları iyileştirmedi. Ağlamaların, onların derdine derman olmadı. Korkun, onların hiçbirine fayda sağlamadı. Onun hakkın­da isteğine ulaşmadın (devasını aradın, çare olmadı). Gü­cünle ölümü ondan uzaklaştıramadın. Dünya, onunla sana örnek verdi. Onun helakiyle senin helakini gösterdi.

Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur. Onlar, orda çalışmalarıyla rahmeti elde ettiler, cenneti kazandılar. Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağını ilan ettiği, kendisinin ve ehlinin faniliğini anlattığı halde onu kınayan kimdir?

Oysa dünya belasıyla belayı onlar için örnek vermiştir; neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir. Meyillendirmek, korkutmak, sakındırmak ve uyarmak için geceyi afiyetle sabahlar, gündüzü ise felaket ve faciayla akşamlar. Bu yüz­den bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kı­yamet günü onu över. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatır­latmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almış­lardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmiş­lerdir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır."

132-      "Allah'ın her gün şöyle diyen bir meleği vardır; "Ölmek için doğun, yok olmak için toplayın, harap olması için yapın."

133-      "Dünya kalmak yurdu değil, geçiş yurdudur. Orada iki tip insan vardır: Biri özünü (nefsi isteklere) satarak kendisini helak eder; diğeri de özünü (Allah'a) satarak kendini (azaptan) kurtarmış olur."

134-      "Dost, kardeşini üç halde korumadıkça sadık dost olamaz: Sıkıntıda, gıyabında ve ölümünde."

135-      "Kendisine dört şey verilen kimse, dört şeyden mahrum kalmaz: Dua verilen kimse icabetten; tövbe ihsan edilen kimse kabulden; istiğfar verilen kimse mağfiretten; şükür verilen kimse nimetin artmasından."

Seyyid Razi diyor ki: Allah'ın kitabı da bunu tasdik etmekte­dir. Zira Allah-u Teâlâ dua hakkında şöyle buyurmuştur: "Bana dua edin, size icabet edeyim."(Bakara: 60) İstiğfar hakkında: "Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah'a istiğfar ederse, Allah'ı Gafur ve Rahim olarak bulur."(Nisa: 110) buyurmuştur. Şükür hakkında; "Eğer şükrederseniz nime­timi ziyadeleştiririm."(İbrahim: 7) buyurmuştur. Tövbe hakkında ise; "Cehaletle bir kötülük işleyip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesi kabul edilir, işte onlar, Allah'ın töv­belerini kabul ettiği kişilerdir. Allah, ilim ve hikmet sahibidir."(Nisa: 17) buyurmuştur."

136-      "Namaz, takvalı kimsenin Allah'a yaklaşmak vesi­lesidir. Hac, her güçsüzün cihadıdır. Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur. Kadının cihadı kocasına güzel itaat etmesi (veya kendisini onun için süslemesidir)."

137-      "Rızkı sadaka vermekle inmesini dileyin."

138-      "İlahi mükâfata yakin eden, bağışta cömert davra­nır."

139-      "Yardım (rızık) ihtiyaç miktarınca iner."

140-      "İktisatlı davranan, muhtaç olmaz."

141-      "Ailenin (nüfusun) azlığı, iki kolaylıktan biridir."

142-      "Dostluk, aklın yarısıdır."

143-      "Üzüntü ve kader, ihtiyarlığın yarısıdır."

144-      "Sabır, musibet miktarınca iner. Musibet anında dövünenin (sabırsızlık yapanın) ecri yok olur."

145-      "Nice oruç tutan kimsenin, oruçtan elde ettiği an­cak açlık ve susuzluktur. Nice gece namazı kılan kimsenin gece namazından elde ettiği, ancak uykusuzluk ve yorgunluktur. Akıllıların uykusu ve iftarları ne güzeldir!"

146-      "İmanınızı sadaka ile yetiştirin; malınızı zekat ile koruyun; bela dalgalarını da dua ile defedin."

147-      “Kumeyl bin Ziyad şöyle diyor: Mü’minlerin Emiri Hz. Ali b. Ebu Talib (a. s), elimden tutup beni şehir dışına çıkardı, sahraya varınca dertliler gibi uzun bir ah çekerek şöyle buyurdu:

"Ey Kumeyl! Bu kalpler bir çeşit kaplardır; en hayırlısı içindekini en iyi koruyandır. Sana söylediklerimi iyi belle ve aklında tut. İnsanlar üç kısımdır: Biri, rabbani âlim; di­ğeri kurtuluş yolu için ilim öğrenen öğrenci; geriye kalanlar ise her seslenene (bilmeden) uyan, her esintiye kapılıp gi­den değersiz sineklerdir; ne ilim nuruyla aydınlanmışlar ve ne de sağlam bir desteğe sığınmışlardır.

Ey Kumeyl! İlim maldan hayırlıdır; zira ilim seni korur; ama malı sen korursun. Mal harcandığında azalır; (ama) ilim harcandığında çoğalır; malın verdiği makam ve şahsi­yet malın yok olmasıyla yok olur.

Ey Kumeyl! İlim öğrenmek, kendisiyle mükâfat verile­cek bir dindir; insan hayatında onunla Allah'a itaat eder; ilim hâkimdir; mal ise mahkûmdur.

Ey Kumeyl! Mal biriktirenler, diri oldukları halde helak olmuşlardır. Ama ulema, zaman (dünya) baki kaldıkça ba­kidirler. Bedenler yok olmuştur; ama söz ve eserleri gönül­lerde mevcuttur." (Eliyle göğsünü işaret ederek:) "İşte bu­rada pek çok ilim vardır; keşke onu taşıyacak birini bulsaydım. Çabuk anlayıp algılayan kimseleri buluyorum; ama güvenilir değillerdir; dini dünyaya alet ediyorlar. Allah'ın nimetleriyle kullarına, hüccetleriyle de dostlarına üstünlük taslıyorlar. Veya hakkı yüklenip boyun eğen, ama önünü ardını göremeyen basiretsiz ve daha başlangıçta kalbi şüpheye dalan kuşkucu birini buluyorum. O halde, ne bu, ne de öbürü! Veya dünya lezzetlerine düşkün, şehvetlere karşı yuları yumuşak olan, mal toplama ve yığmaya ihtiraslı biri­ni buluyorum. Oysa her ikisi de bir işte dine riayet edenler değillerdir. Bu ikisi, otlayan hayvanlara daha çok benzemekteler. İşte böylece ilim, onları taşıyanların ölümüyle ölüp gitmektedir.

Evet, ey Allah'ım! İlahî hüccet ve nişanelerin yok ol­maması için yeryüzü hüccetle, Allah için kıyam eden bi­rinden boş kalmaz. O ister zahir ve apaçık olsun; isterse korkup gizlensin. Onlar kaç kişidir ve neredeler (veya ne zamana kadar böyle gizli kalacaklar)?! Vallahi onlar sayı bakımından azdırlar; ama Allah katında makam açısından dereceleri pek büyüktür. Allah, hüccet ve nişanelerini onlara benzeyenlere emanet edinceye ve onları benzerlerinin kalplerine ekinceye kadar hüccet ve nişanelerini onlar vesi­lesiyle korumaktadır. İlim, hakikatin basireti üzere aniden onlara yönelmiştir; yakin ruhunu elde etmişlerdir; refah i-çerisinde olanların zor gördüğü şeyleri onlar kolay bulmuşlardır; cahillerin korkup kaçtıkları şeylere onlar ünsiyet etmişlerdir. Ruhları en yüce makama (Allah'ın rahmetine) asılı olduğu halde, bedenleriyle dünyada yaşamaktalar. İşte bunlar Allah'ın yeryüzündeki halifeleri ve halkı O'nun dinine davet etmekteler. Ah! Âh! Onları görmeyi ne kadar da arzuluyorum!" Daha sonra buyurdular ki: "Kumeyl! İstersen geri dön."

148-      "Kişi, dilinin altında gizlidir."

149-      "Kadrini bilmeyen kimse, helak olur."

150-      Öğüt vermesini isteyen bir adama söyle buyurdu:

"Amelsiz ahiretten ümidi olan ve uzun arzularla tövbe­yi geciktiren kimseden olma; o kimse, dünya hakkında zahitler gibi konuşur; fakat dünyayı isteyenlerin yaptığını ya­par; ondan ne kadar verilse doymaz, men edildiğinde ka­naat etmez. Verilenin şükründen aciz olur, baki kalandan arttıkça ister. Başkalarını münkerden nehyeder; ama ken­disi o işten el çekmez. Emreder; fakat emrettiği şeyi kendi­si yapmaz. Salih kimseleri sever; fakat onların yaptığını yapmaz. Günahkârlara buğz eder; oysa o da onlardan biri­dir. Günahlarının çokluğu sebebiyle ölümden korkar; ama ölümden korkmasına sebep olan şeyi (günahı) işlemeye ıs­rarla devam eder. Hastalanırsa, pişman olur; sıhhate kavu­şursa, gaflete dalıp korkusuz ve endişesiz olur. Afiyette ol­duğu zaman, bencilleşir; belaya düşünce, ümitsizliğe kapı­lır. Bela isabet edince sızlanarak duaya koyulur; (genişlik ve rahatlığa) erişirse, gururla Allah'tan yüz çevirir. Nefsi, zannettiği şeyde ona galebe çalar; ama yakin ettiği şeyde nefsine galip olmaz.

Günahı kendi günahından az olanın akıbetinden kor­kar; ama kendisi için amelinden daha fazlasını ümit eder. Müstağni olursa azar ve fitneye düşer; fakir olursa, ümit­sizliğe ve gevşekliğe kapılır. Amel yaptığında kusur eder, istediği zaman aşırı gider. Bir şehvet kendisine yönelirse, günahı öne geçirir, tövbeyi erteler. Bir mihnete uğrarsa, dinin hükümlerinden uzaklaşır. İbret alınacak şeyler anla­tır; fakat kendisi ibret almaz. Çok öğüt verir; fakat kendisi öğüt almaz. O, sözle yol gösterendir; (ama) ameli pek az­dır. Fani olacak şeylerde yarışır; baki kalacak şeylerde mü­samaha (ihmal) eder. Ganimeti (Allah'a kulluğu) zarar sa­yar; zararı (günahı) ise ganimet bilir. Ölümden korkar; ama fırsatı elden çıkmadan iyi amellere koşmaz. Başkasının gü­nahını büyük sayar; ama kendi büyük günahlarını küçük görür. Başkaların itaatini küçük sayar; ama kendi itaatini çok görür. İnsanları sürekli kınar; ama kendini över. Ona göre zenginlerle eğlenceye dalmak, fakirlerle beraber zikir­den daha sevimlidir. Başkalarına karşı kendi lehine hük­meder; ama başkaları için kendi aleyhine hükmetmez. Başkalarını irşat eder; ama kendisini saptırır. Ona itaat edi­lir; o ise isyan eder. Kendi hakkını tam olarak alır; ama di­ğerlerin hakkını kâmil bir şekilde vermez. Rabbinin emri dışında halktan korkar; ama yaratıkları hakkında Rabbinden korkmaz."

Seyyid Razi şöyle diyor: Eğer bu kitapta bu sözden başka bir söz olmasaydı, yine de, öğüt, hikmet, basiret ve ibret açısından dü­şünen insana yeterli gelirdi.

151-      "Her insanın tadı veya acı bir sonu vardır."

152-      "Her gelenin bir dönüşü vardır; dönen ise hiç ol­mamış gibidir."

153-      "Zaman uzasa bile, sabreden zaferi kaybetmez."

154-      "Bir topluluğun yaptığından razı olan, onlarla o işe girmiş gibidir; batıl işe girenin ise iki suçu vardır: Onu yapma ve yapılmasına razı olmak suçu."

155-      İmam (a.s), Cemel Savaşı'nda zafere erdikten sonra esirler kendisine biat ederken Mervan bin Hakem'e hitaben şöyle buyur­du: "Güvenilir insanlara verdiğiniz söze bağlı kalın."

156-      "Tanımamakta mazur olmadığınız kimseye (Al­lah'a) itaat edin."

157-      Görecek olursanız, basiretli kılındınız; hidayet edi­lecek olursanız, hidayet edildiniz; duyacak olursanız, duyuruldunuz."

158-      "Kardeşini, ona iyilik etmekle kına; şerrini ise ona bağışta bulunmakla geri çevir."

159-      "Kendini töhmet yerlerine bırakan kimse, kendisi­ne su-i zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır."

160-      "Güç elde eden, (genelde) diktatör kesilir."

161-      "Kendi başına buyruk hareket eden, helak olur; İn­sanlarla istişare eden, onlara akıllarında ortak olur."

162-      "Sırrını saklayanın, iradesi elinde olur."

163-      "Fakirlik, en büyük ölümdür."

164-      "Hakkına riayet etmeyen birinin hakkına riayet eden, ona kulluk etmiştir."

165-      "Yaratana isyan hususunda yaratığa itaat etmek caiz değildir."

166-      "Hakkı ertelenen kınanmaz; hakkı olmayanı alan kimse kınanır ancak."

167-      "Bencillik, büyümeyi engeller."

168-      "Ahiret yakındır, (dünyada) kalma süresi ise pek azdır."

169-      "İki gözü olan kimse için sabah aydınlanmıştır."

170-      "Günahı terk etmek, (tövbe için) yardım talep et­mekten daha kolaydır."

171-      "Nice bir kez yemek, insanı birçok yemekten alı­koymaktadır."

172-      "İnsanlar, bilmedikleri şeye düşman kesilirler."

173-      "Çeşitli görüşlere açık olan, yanlış yerleri tanır (doğruyu yanlışlardan teşhis eder)."

174-      "Allah için gazap mızrağını bileyen kimse, en şid­detli batıl ehlini öldürmeye güçlü olur."

175-      "Bir şeyden korkunca, kendini içine at. Zira (ba­zen) bir şeyden sakınmanın zorluğu, kendisinden korktu­ğun şeyden daha büyüktür."

176-      "Önderlik işi, göğüs genişliği ile mümkündür."

177-      "Kötüleri, iyileri mükâfatlandırmakla azarla."

178-      "Kötülüğü, kendi gönlünden biçecek başkalarının gönlünden biç."

179-      "İnat, insanın görüşünü gevşetir."

180-      "Tamah, müebbet köleliktir."

181-      "Tefritin  (kusur etmenin)  semeresi pişmanlıktır; Uzak görüşlülüğün semeresi ise sağlıktır."

182-      "Cehaletle konuşmakta hayır olmadığı gibi, hikmetli sözü söylemeyip susmakta da hayır yoktur."

183-      "Birbirine zıt olan iki davetten biri, mutlaka sapık­lıktır."

184-      "Gerçeği görüp idrak ettiğimden beri şüpheye düşmedim."

185-      "Yalan söylemedim, bana yalan söylenmedi, sapıklığa düşmedim ve benim yüzümden sapıklığa düşülmedi."

186-      "İlk zulmeden, yarın (kıyamet günü) parmağını ısırır."

187-      "Dünyadan göç etmek yakındır.”

188-      "Hakkın karşısında duran helak olur."

189-      "Sabrın kurtaramadığı kimseyi, sabırsızlık helak eder."

190-      "Ne kadar tuhaf! Hilafet, sahabelikle olur da, sahabelik ve yakınlıkla olmaz mı?"

Seyyid Razi şöyle diyor: "Hz. Ali'den bu hususta bir de şu şiir nakledilmiştir:

"Eğer hilafeti şurayla elde ettiysen,

Bu nasıl bir şuraydı ki oy verenler orda değildi.

Eğer muhalifine Peygamber'e yakınlığını delil getirdiysen,

Başkası Peygamber’e daha evla ve daha yakındır."

 

191-      "İnsan dünyada ölüm oklarının hedefidir; belaların yöneldiği talan edilmiş biridir. Her yudumda boğaza kaç­ma, her lokmada boğaza tıkanma vardır. İnsan bir nimet­ten ayrılmadıkça, başka bir nimete kavuşamaz. Ömründen bir günden ayrılmadıkça yeni bir güne kavuşamaz. O halde biz ölümün yardımcılarıyız, Vücudumuz ölüm oklarının hedefidir. O halde nasıl ebedi kalmayı ümit edebiliriz? Ge­ce ve gündüz, yaptıklarını bozmadan ve topladıklarını da­ğıtmadan hiç bir şeyi yüceltmemişlerdir."

192-      "Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla olarak kazandı­ğın şeyde başkaları için bekçilik yapıyorsun."

193-      "Kalplerin isteme, yönelme ve yüz çevirmesi var­dır; o halde kalplere, meyil ve isteği üzere yaklaşın; zira kalp bir şeye zorlandığında kör (yorgun ve aciz) olur."

194-      "Öfkemi ne zaman yeneyim; öfkelendiğimde mi? İntikamdan aciz kaldığımda ve bana: "Sabretseydin daha iyi olurdu?" dedikleri zaman mı? Yoksa intikam almaya gücüm olduğunda ve bana; "Affetseydin daha iyi olurdu?" dedikleri zaman mı?"

195-      Çöplükteki pisliğin yanından geçince şöyle buyurdu: "İşte bu, cimrilerin cimrilik ettikleri şeydir." Diğer bir rivayetteyse şöyle nakledilmiştir: "Bu, dün onun üzerinde birbirinizle ya­rıştığınız şeydir!"

196-      "Malından, (yok olmasıyla) sana öğüt veren şey boşa gitmemiştir."

197-      "Bu kalpler de bedenler gibi yorulur; o halde onun için hikmetli yeni sözler arayın."

198-      Haricilerin; "Hüküm ancak Allah'ındır" sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Bu kendisiyle batıl kastedilen, hak bir söz­dür"

199-      Ayak takımı Rezil insanların sıfatları hakkında şöyle buyurmuştur: "Bunlar öyle kimselerdir ki toplanınca üstün gelirler, dağılınca tanınmazlar."

Bazı raviler: "Hayır, İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu" demişler­dir: "Bunlar öyle kimselerdir ki, toplanınca zarar, dağıldık­larında ise fayda verirler."

"Toplanmalarının yararlı olduğunu anladık da dağılmalarının yararı nedir?" diye sorulunca da şöyle buyurdu: "Ustanın binası­na, dokumacının dokuma mahalline ve fırıncının fırınına döndüğü gibi, işi olanlar işine döner ve insanlar onlardan faydalanır."

200-      Cinayetkar birini Hz. Ali (a.s)'ın yanına getirdiklerinde, ayak takımı bir grup Rezil insanın da onunla birlikte olduğunu görünce şöyle buyurdu: "Sadece çirkin işlerde görülen yüzler, size selam olmasın!"

201-      "Her insanın kendini koruyan iki meleği vardır; kaderi gelince onu kendi başına bırakırlar. Şüphesiz ecel (insanın yaşam süresi) sağlam bir siperdir."

202-      Talha ve Zübeyr kendisine; "Sana bu işte ortakların ol­mak üzere biat ediyoruz, " dedikleri zaman şöyle buyurdu: "Hayır, güçlendirme ve yardımda ortak, acizlik ve zorluklarda ise yardımcı olun."

203-      "Ey insanlar! Konuştuğunuzda duyan ve gizlediği­nizde bilen Allah'tan korkun. Kaçtığınızda size yetişen, durduğunuzda sizi yakalayan ve unuttuğunuzda sizi unut­mayan ölüme hazırlanın."

204-      "İyiliğine teşekkür etmeyen seni iyilikten soğutma­sın; zira sana o iyilikten fayda görmeyen (Allah) teşekkür eder ve sen bu teşekkürden, o nankörün zayi ettiğinden daha fazlasını elde edersin. "Şüphesiz Allah, ihsan edenleri sever."(Al-i İmran: 134)

205-      "Her kap, içine bir şey konuldukça daralır; ancak, bilginin kabı müstesnadır; o, bilgi konuldukça genişler."

206-      "Hilim sahibinin hilminden elde ettiği ilk şey, hal­kın cahile karşı kendisine yardımcı olmasıdır."

207-      "Halim değilsen (en azından) kendini hilimli gös­termeye çalış. Çünkü bir kavme benzemeye çalışıp da on­lar gibi olmayan kimse pek az olur."

208-      "Nefsini muhasebe eden kazanır, kendinden gaflet eden zarar eder; korkan emniyete erer, ibret alan basiret elde eder ve basiret elde eden anlar, anlayan ise bilir."

209-      Hz. Mehdi (a.s)'in zuhuru hakkında buyurmuştur. "Dünya inattan sonra yavrusuna şefkatle dönen ısırıcı de­ve gibi şefkatle bize dönecektir." (Daha sonra şu ayeti okudu:) "Biz yeryüzünde zayıf bırakılanlara ihsanda bu­lunmak, onları imamlar ve varisçiler kılmak istiyoruz.”(Kasas: 5)

210-      "Kollarını sıvayan, kendini ilgi ve bağlardan soyut­layan, çaba gösteren, çabuk davranan, var olan süresinde boş durmayan, korkarak yola koyulan, gitmekte olduğu hedefine ve dönüş yeri olan yere doğru bakan kimse gibi Allah'tan sakının."

211-      "Cömertlik, şeref ve haysiyetlerin koruyucusu; hilim, sefihlerin ağız bağı ve affetmek, zaferin zekâtıdır.

Sana vefasızlık edenden ayrılman senin mükâfatındır. İsti­şare, hidayetin kendisidir (veya gözüdür). Kendi görüşüyle yetinen, kendini tehlikeye atmıştır. Sabır, musibetleri uzak­laştırmaktadır. Sabırsızlık, zamanın (insanı yok etmedeki) yardımcılarındandır. Zenginliğin en üstünü, arzuları terk etmektir. Heva ve hevesinin emri altında esir olan nice a-kıllar vardır. Tecrübeyi korumak başarıdandır. Dostluk, is­tifade edilen yakınlıktır. Usanıp bıkmış kimseye sakın gü­venme!"

212-      "Kişinin kendisini beğenmesi, aklının kıskançlarından biridir."

213-      "Sürekli hoşnut olman için sıkıntılara göz yum."

214-      "Ağacı (tabiatı) yumuşak olanın dalları (dostları) çok olur."

215-      "Muhalefet, tedbir ve görüşü yok eder."

216-      "Bir yere (makama) ulaşan, kibirlenir."

217-      "İnsanların cevheri, durumların değişmesinde bili­nir."

218-      "Dostu kıskanmak, dostluk hastalığındandır."

219-      "Akılların en çok ölüm yerleri, tamah ve arzuları­nın şimşekleri altındadır."

220-      "Güvenilir insanlara su-i zan üzere hüküm ver­mek, adaletten değildir."

221-      "Kullara zulmetmek, ahiret için ne de kötü bir azıktır."

222-      "Yüce kişinin en iyi amellerinden biri, bildiğini görmezlikten gelmesidir."

223-      "Kim hayâ elbisesine bürünürse, halk onun ayıpla­rını görmez."

224-      "Heybet ve vakar, çok susmakla oluşur. Dostlar insafa ri­ayet ile çoğalır. Değerler ihsanla artar. Nimet tevazu ile tamamla­nır. Sıkıntılara katlanmakla büyüklük ve efendilik sabit olur. Düşman, adaletli bir tavırla mağlup edilir. Cahillere karsı hilimli davranmakla insanın yardımcısı çoğalır."

225-      "Haset edenlerin, bedenlerinin selametinden gaflet etmelerine şaşıyorum."

226-      "Tamahkâr, zillet bağındadır."

227-      İman hakkında sorduklarında şöyle buyurdular: "İman, kalp ile tanıma, dil ile ikrar ve azalarla da amel etmektir."

228-      "Dünya için üzülen, Allah'ın kaza ve kaderine öf­kelenmiş olur. Kendine inen bir beladan şikâyet eden, Al­lah'ı şikâyet etmiş sayılır. Kim bir zenginin yanma gelir de zenginliği için ona tevazu gösterirse, dininin üçte ikisi gi­der. Kur'an okuyup da öldükten sonra ateşe giren kimse, Allah'ın ayetleriyle alay eden kimselerdendir. Dünya sevgi­sine kapılanın kalbi üç şeye tutulur: Kendini bırakmayan bir hüzne, ondan ayrılmayan bir hırsa ve ulaşamayacağı bir arzuya."

229-      "Mülk sahibi olmak için kanaat, nimet sahibi ol­mak için de güzel ahlak yeterlidir." ("İyi amel yapana güzel bir hayat vereceğiz"(Nahl: 97) ayetini sorduklarında ise şöyle buyurdu:) "O güzel hayat, kanaattir."

230-      "(Alış verişte) Kendine rızık yönelenle ortak olun. Zira bu ortaklık, zenginleşmeye daha uygun ve kârın ken­disine yönelmesine daha layıktır."

231-      ("Allah adalet ve ihsanı emretmektedir."(Nahl: 90) ayeti­nin tefsiri hakkında şöyle buyurmuştur) "Adalet, insaftır; ihsan ise (artan) bir bağıştır."

232-      "Kısa elle ihsan edene, uzun elle ihsan edilir." Seyyid Razi şöyle diyor: "Bu sözün anlamı şudur: İnsan her ne kadar az da olsa Allah yolunda iyilik edecek olursa büyük ilahi mükâfata erişir. Buradaki iki elden maksat iki nimettir. Hz. Ali (a.s) Allah'ın verdiği nimet ile insanların verdiği nimeti uzunluk ve kısalık tabiriyle farklı beyan etmiştir. Kul tarafından ulaşan nimet­leri kısa, Allah tarafından ulaşan nimetleri ise uzun olarak nite­lendirmiştir. Zira Allah'ın nimeti sürekli ve kulun verdiği nimet­lerden kat kat fazladır. Her şeyden önce Allah'ın verdiği nimetler bütün nimetlerin temeli ve esasıdır."

233-      Oğlu imam Hasan (a.s)'a şöyle buyurdu: "Savaşta birini çarpışmaya çağırma; seni böyle bir şeye çağırırlarsa icabet et; çünkü ona çağıran, zalim ve asi sayılır; zalim ve asi ise yere yıkılmıştır (öldürülmüştür)."

234-      "Kadınların en iyi sıfatları, erkeklerin en kötü sıfat­larıdır. (Örneğin) Kibir, korku ve cimrilik; Kadın kibirli olursa, eşinden başkasına teslim olmaz. Cimri olursa, kendisinin ve eşinin malını korur. Korkak olursa, kendine yö­nelen her şeyden korkar, uzaklaşır."

235-      "Akıllıyı bize tarif et" dediklerinde; "Akıllı, her şeyi layık olduğu yere koyandır" buyurdu. "Cahili de tarif et" dediklerinde; "Akıllıyı tarif etmekle cahili de tarif ettim!" buyurdular.

236-      "Allah'a andolsun bu dünyanız benim gözümde, cüzamlının elinde bulunan sıyrılmış domuz kemiğinden daha değersizdir."

237-      "İnsanlardan bir grup, Allah'a rağbet (mükâfat) için kulluk eder; bu tüccarların ibadetidir. Bir grup da Al­lah'tan korkarak kulluk eder, bu da kölelerin kulluğudur. Bir grup da Allah'a şükür etmek için kulluk eder, bu da hürlerin ibadetidir."

238-      "Kadın tümüyle zahmet ve baş ağrısıdır; ondaki en zahmetli şey ise, onsuzluğun mümkün olmayışıdır."([4])

239-      "Gevşek davranan, hakları zayi eder; söz taşıyana uyan da dostunu kaybeder."

240-      "Evdeki gasp edilmiş bir tek taş, o evin yıkılmasına neden olur."

241-      "Mazlumun zalimden hakkını alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetindir."

242-      "Az da olsa Allah'tan sakın; kendinle Allah arasın­da her ne kadar ince de olsa bir perde bırak."

243-      "Cevap çok olduğunda, doğru olan gizli kalır."

244-      "Allah'ın her nimette bir hakkı vardır; o halde kim hakkım verirse, nimetini arttırır; kim de kusur ederse, ni­metinin yok olmasıyla kendini tehlikeye sokmuş olur."

245-      "Güç (bir şeyi elde etmek) artınca, istek azalır."

246-      "Nimetlerin elden kaçmasından sakının; zira her kaçan geri dönmez."

247-      "Cömert insan, akrabadan daha şefkatlidir."

248-      "Kim sana iyi zanda bulunursa, zannını doğrula."

249-      "En üstün amel, kendini onu yapmaya zorladığın ameldir."

250-      Emir'ul-Mü’minin -Ali (a.s); "Allah'ı ne ile tanıdın?" di­yen birisine şöyle cevap verdi: "Allah'ı azimlerin (kararların) bozulması, düğümlerin çözülmesi ve himmetlerin kırılma­sıyla tanıdım."

251-      "Dünyanın acılığı, ahiretin tatlılığıdır; dünyanın tat­lılığı da ahiretin acılığıdır."

252-      "Allah imanı, şirki temizlemek; namazı, kibirden uzak tutmak; zekâtı, rızka bir sebep; orucu, yaratıkların ihlâsını denemek; haccı, inananların din için yakınlaşmala­rını sağlamak; cihadı, İslam'ı yüceltmek; iyiliği emretmeyi, cahil halkın maslahatı; kötülükten nehyetmeyi, akılsızların engellenmesi; sıla-i rahimi, akraba sayılarının artması; kısa­sı, kanların korunması; haddi (şer'i cezayı) uygulamayı, ha­ramların küçük görülmemesi; şarabın içilmemesini, aklın korunması; hırsızlıktan uzak durmayı, iffetin gerekliliği; zinanın terk edilmesini, soyu korumak; eşcinselliğin terki­ni, nesli çoğaltmak; tanıklığı, inkar edilen hakların elde e-dilmesi; yalan konuşmaktan sakınmayı, doğruluğu şeref­lendirmek; selamı, korkulardan güvende olmak; imameti, ümmetin düzene girmesi; itaati de imamet makamını ulu­lamak için farz kıldı."

253-      "Zalime yemin ettirmek istediğinizde şöyle yemin ettirin: "(Yalan söylersem) Allah'ın kudret ve kuvvetinden beri olayım." Zira yalan yere böyle derse, çabuk cezaya uğ­rar. Ama "Allah'tan başka ilah yoktur." şeklinde yemin ederse, çabuk cezaya uğramaz. Zira Allah'ı birleyerek yemin etmiştir."

254-      "Ey Âdemoğlu! Malında kendi vasin ol; kendi malında senden sonra yapmalarını vasiyet edeceğin işi kendin yap."

255-      "Öfke, delilik hallerinden biridir; çünkü öfkeli (sonra) pişman olur; pişman olmazsa, o halde deliliği sabittir."

256-      "Bedenin sıhhati, hasedin azlığındandır."

257-      Kumeyl b. Ziyad en-Nehaî'ye şöyle buyurdu: "Ey Kumeyl, ailene gündüzleri güzel huy kazanmaları peşinde gitmelerini, geceleriyse uyuyanların ihtiyaçlarını gidermele­ri için gayret göstermelerini emret. Bütün sesleri duyana andolsun ki, kim bir gönlü hoşnut ederse, Allah o hoşnut­luktan dolayı ona bir lütufta bulunur; ona bir bela eriştiği zaman, bu lütuf, suyun çukura aktığı gibi o belaya doğru akar ve yabancı develer sürüden kovulduğu gibi bu lütuf da o belaları öylece ondan kovar."

258-      "Çok fakir olduğunuzda, sadaka vermekle Allah ile muamelede bulunun."

259-      "Vefasız kimselere vefalı olmak, Allah katında bir çeşit vefasızlık; vefasızlara vefasızlık ise Allah katında ve­fadır."

260-      "Birçok insan vardır ki ihsan edilmekle azaba ya­kınlaşır, günahlarının örtülmesiyle mağrur olur ve hakkın­da güzel söz söylenmesiyle aldanır. Allah hiç kimseyi, insana verdiği fırsat gibi başka bir şeyle imtihan etmemiştir."

 

İLGİ SÖZLER ([5])

1-             (Hz. Mehdi (a.s) 'ın azameti ve yüceliği hakkında şöyle buyurmuş:) "Onun zamanı ulaştığında, din önderi (hilafet ve saltanat ma­kamına) oturur; derken insanlar son baharın bulut parçaları gibi onun etrafına toplanır."

2-             "Bu (Sa'saa b. Savhan-i Abdi) çok usta ve fasih bir hatiptir."([6])

3-             "Husumet ve düşmanlığın, helak edici dertleri vardır."([7])

4-             "Kızlar kemal haddine ulaştıklarında (onu evlendirmede) babanın yakınları (annenin yakınlarından) daha evladır."

5-             "İman, kalpte beyaz bir nokta gibi belirir; iman arttıkça o beyaz nokta da artar."

6-             "İnsanın alıp almayacağı belli olmayan bir alacağı olursa, aldığı zaman, geçmiş olan yılın zekâtını vermelidir."

7-             "Edebildiğiniz kadar kadınlardan uzak durun."([8])

8-             "İlk kazanmayı bekleyen usta kumarbaz gibi (ol)."([9])

9-             Resulullah (s.a.a)'in cesaret ve yiğitliği hakkında buyurmuştur. "Korku (tandırı) kızışınca, kendimizi Resulullah ile koruyorduk. Bizden hiç kimse düşmana Peygamber (s.a.a)'den daha yakın değildi."

261-      Hz. Ali (a.s), Muaviye'nin adamlarının Enbar'ı yağma­ladıklarını duyduğunda, kendisi yaya olarak Küfe'den dışarı çıkıp Nuhayle'ye([10]) geldi. Halk ona yetişip; "Ey Mü’minlerin Emiri, biz on­lara karşı sana yeteriz'' deyince şöyle buyurdu:) "Kendiniz bana yetmiyorsunuz, başkalarına karşı bana nasıl yeteceksiniz! Halk, benden önce idarecilerin zulmünden şikâyet ederdi; ben ise bugün idarem altındakilerin zulmünden şikâyetçiyim. Sanki idare edilen benim de idare eden onlar; emredi­len benim de emreden onlar!" Bu arada ashabından iki kişi huzuruna gelerek onlardan biri: "Ben ancak kendime ve kardeşime malikim. Ey Mü’minlerin Emiri, emret emrini yerim getirelim" de­di, İmam (a.s) da;) "İstediğim şey ikinizle nasıl gerçekleşir!" buyurdu.

262-      Haris b. Huvt İmam (a.s)'ın yanına gelerek; "Benim Cemel ashabını sapık olarak bildiğimi mi zannediyorsun?" dedi­ğinde İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Haris, sen kendi altına baktın, üstüne değil. Bu yüzden de şaşırıp kaldın. Sen hak­kı tanımamışsın ki ehlini tanıyasın; batılı tanımamışsın ki ona yöneleni tanıyasın!" Haris; "O halde ben Said b. Malik ve Abdullah b. Ömer'le birlikte savaştan el çekiyoruz” dediğinde de şöyle buyurdu: "Şüphesiz Said ve Abdullah b. Ömer hakka yardım etmeyip batılı da terk etmediler."

263-      "Sultanın arkadaşı aslana binen kimse gibidir; baş­kaları onu gıpta ederken, o ne kadar tehlikeli yerde oldu­ğunu bilir."

264-      "İnsanların geride bıraktıklarına (evlatlarına) iyilik edin ki, sizin de geride bıraktıklarınızı korusunlar."

265-      "Hekimlerin sözleri doğru olursa derman, hata olursa derttir."

266-      Bir adam; 'iman nedir?" diye sorduğunda şöyle buyurdu: "Yarın gel de insanların yanında söyleyeyim. Eğer sözümü unutursan diğerleri onu senin için ezberler. Söz ürken bir av gibidir; biri onu kapar, diğeri ise kaybeder."

Seyyid Razi söyle diyor: "Biz Hz. Ali'nin bu şahsa ver­diği cevabı "31. hikmetli söz"de ver verdik."

267-      "Ey Âdemoğlu, daha gelmemiş gününün rızık en­dişesini, gelmiş olan bu gününe yükleme. Eğer gelmemiş gün ömründense Allah rızkını ulaştırır."

268-      "Dostunu ihtiyatla sev; çünkü bir gün düşmanın olabilir; düşmanına da teenni ile (düşünerek) düşman ol; çünkü bir gün dostun olabilir."

269-      "İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır: Bi­risi dünyada dünya için çalışır ve dünya onu ahiretten alı koyar. O geride bırakacaklarının fakirliğinden korkar, ama kendisinin (kıyamet gününün)  fakirliğinden güvendedir, böylece ömrünü başkalarının menfaati için geçirir. Diğeri ise dünyadan sonrası için amel eder, kendini zahmete at­madan dünyadaki nasibi kendisine gelir, böylece her iki nasibini de elde eder, her iki dünyaya sahip olur, Allah ka­tında değer kazanır ve Allah'tan istediği hiçbir haceti geri çevrilmez."

270-      Ömer b. Hattab'ın hükümeti döneminde Kâbe’nin ziynet eşyalarının çoğaldığı söylendi. Bir grup; "Onları İslam ordusu için harca, bunun sevabı daha çoktur; Kâbe’nin ziynete ne ihtiyacı nar­dır?" dediler. Ömer onların önerisini uygulamak istedi. Bu iş hak­kında Hz. Ali (a.s)'ın da görüşünü almak istediğinde Hz. Ali şöyle buyurdu:

"Kur'an Peygambere nazil olduğu zaman, mallar dört kısımdı: Biri Müslümanların malıydı ki onu varisleri ara­sında miras hükümlerince dağıttı. İkincisi savaş ganimetle­riydi ki onu da müstahak olanlara taksim etti. Üçüncüsü humustu ki onu da Allah istediği yerde karar kıldı. Dör­düncüsü de sadakalardı ki Allah onu da kendi yerinde ka­rar kıldı. O gün de Kâbe’nin ziynet eşyaları vardı, Allah onu olduğu şekilde bıraktı, unutarak terk etmedi, yeri de Allah'a gizli değildi. O halde sen de onu Allah'ın ve Resu­lünün karar kıldığı yerde bırak."

271-      Beyt'ul-Maldan hırsızlık yapan iki kişiyi Hz. Ali (a.s)'ın yanına getirdiler; onlardan birisi Beyt'ül-Maldan olan bir köle idi; diğeri ise halkın kölelerinden idi. İmam (a.s) onların hakkında şöy­le buyurdu: "Bu (köle) Beyt'ül-Maldandır, ona had uygu­lanmaz; zira Beyt'ül-Maldan olan, Allah'ın malı olandan bir miktarını yemiştir. Ama diğerine gelince, ona şiddetli bir had uygulayın." Sonra onun elini kesti.

272-      "Eğer ayaklarım bu sürçme yerlerinde sabit kalırsa (fitnelerden kurtulup hilafetim sarsmazsa), bir takım şeyle­ri değiştireceğim."

273-      "Yakini bir ilimle bilin ki, bir kulun hilesi ne kadar büyük, talebi ne kadar şiddetli ve planı ne kadar güçlü olursa olsun, Allah'ın kitabında kendisine takdir edilmişten başkası ulaşmaz. Zayıf ve tedbirsiz birine de Allah'ın tak­dir ettiğinin ulaşmasına kimse engel olamaz. Bunu bilen ve amel eden kimsenin huzur ve menfaati herkesten daha çoktur. Bu hakikati görmeyen ve şek edenin ise bela ve zi­yanı herkesten daha çoktur. Birçok insan hakkın nimetine mazhar olduğu halde nimet sebebiyle yavaş yavaş Allah'ın cezasına yakın olur. Birçok belaya duçar olan kimseye ise bu sıkıntıdan dolayı Allah'ın ihsanı ulaşır. Ey bu sözlerden yararlanan şükrünü arttır, acele davranma ve rızkının so­nunda dur (takdire razı ol)."

274-      "İlminizi cehalet, yakınınızı de şüphe haline getir­meyin. Öğrendiğiniz zaman amel edin, yakine eriştiğinizde teşebbüs edin."

275-      "Tamah, insanı helake uğratandır, kurtaran değil; kefildir, vefa gösteren değil. Birçok su içen, suya kanma­dan boğazına tıkanır. Rekabet edilen şey ne kadar büyük olursa, onu kaybetmenin musibeti daha büyük olur. Arzu­lar basiret gözlerini köreltir ve nasip, peşinden koşmayana ulaşır."

276-      "Allah'ım, zahirimin insanların gözünde güzel, ba­tınımın ise senden gizlemeye çalıştıklarımla çirkin olma­sından sana sığınırım. Senin de bildiğin şeyleri koruyarak zahirimin güzel, sana getireceğim amellerimin ise çirkin olmasından, böylece halka yakın, senin hoşnutluğuna uzak düşmekten sana sığınırım."

277-      "Hayır, ardında aydın bir gün olan karanlık bir ge­ceyi, gücü ve kuvvetiyle sona erdirdiğimiz Allah'a andolsun ki şöyle ve böyle olacaktır."

278-      "Sürekli yaptığın az iş, usanacağın çok işten daha ümit vericidir."

279-      "Nafileler farzlara zarar verdiğinde, onları terk edin."

280-      "Kıyamet yolculuğunun uzaklığını düşünen hazır­lıklı olur."

281-      "Düşünmek, gözlerle görmek gibi değildir; zira ba­zen gözler sahibine yalan söyler; ama akıl kendisinden öğüt isteyene ihanet etmez."

282-      "Sizinle öğüt arasında, gurur ve bencillik perdesi vardır."

283-      "Cahilleriniz gereksiz yere işi arttırır; âlimleriniz ise olması gerekeni erteler."

284-      "İlim, bahanecilere her türlü özür kapısını kapat­mıştır."

285-      "Ölümü acele irade edilenler, mühlet istiyorlar; mühlet verilenler ise ertelenmesini diliyorlar."

286-      "Halkın "ne mutlu ona" dediği kimseye, zaman kötü bir günü gizler."

287-      (Kaderden sorduklarında şöyle buyurdular:) "Karanlık bir yoldur, o yola girmeyiniz; derin bir denizdir, ona dal­mayınız; ilahi bir sırdır, onu keşfetmek için kendinizi zah­mete düşürmeyiniz."

288-      "Allah bir kulu rezil ettiği zaman, ilmi ondan men eder (onu ilimden mahrum kılar)."

289-      "Eskiden ilahi bir kardeşim vardı. Gözünde dün­yanın küçüklüğü, onu benim gözümde büyütmüştü. Kar­nının esaretinden kurtulmuş, ulaşamayacağı şeyi arzu et­miyor, ulaştığı şeyde aşırıya gitmiyordu. Çoğu zaman su­suyordu; konuşunca konuşmacılara üstün geliyor, soranla­rın susuzluğunu (marifetinin berraklığıyla) gideriyordu. Görünüşte zayıf ve güçsüz sayıyorlardı. Ama ciddiyet za­manında kızgın bir aslan ve zehirli bir çöl yılanı kesilirdi. Hâkimin yanına gelinceye kadar delil ikame etmezdi. Ben­zerinde özür bulduğu bir işte, özrünü dinleyinceye kadar hiç kimseyi kınamazdı. Ağrısını, dindikten sonra söylerdi. Söylediği şeyi yapar, yapmadığı şeyi söylemezdi. Sözde mağlup olsa da susmakta mağlup olmazdı. Duymayı ko­nuşmaktan daha çok isterdi. İki işle karşılaşınca, hangisi­nin nefsine daha yakın olduğuna bakar, ona muhalefet e-derdi. Bu çeşit huylara sanlın, onları elde etmek için yarı­şın, onların hepsine gücünüz yetmese de, bilin ki azını elde etmek çoğunu terk etmekten daha hayırlıdır."

290-      "Allah, kendisine karşı yapılan günaha azap vaat etmeseydi bile, nimetlerine şükretmek için isyan edilme­mesi gerekirdi."

291-      "Eş'as b. Kays'a, oğlunun ölümünden dolayı baş sağlığı di­leyerek şöyle buyurdu: "Ey Eş'as, eğer oğluna üzülüyorsan, bu yakınlığın bir gereğidir. Eğer sabredersen Allah'ın her mu­sibete karşı bir mükâfatı vardır. Ey Eş'as, eğer sabredersen hakkında ilahi takdir gerçekleşir ve ecrini alırsın; ama sab­retmezsen yine ilahi takdir gerçekleşir ve sen günahkâr sa­yılırsın. Ey Eş'as, oğlun (dünyaya geldiğinde) seni sevin­dirdi; bu senin için bir imtihan ve denemeydi ve (ölümüy­le) seni üzdü; bu da senin için sevap ve rahmettir."

292-      “Defni sırasında Resulullah'ın kabri başında: "Sabır güzeldir, ancak senin için değil. Sabırsızlık kötüdür, fakat senin için olan müstesna. Senin musibetine uğramanın üzüntüsü oldukça büyüktür; (ama) senden önceki ve sonra­ki musibetler bunun yanında küçüktür."

293-      "Akılsız olan ince yürekliyle arkadaşlık etme; çün­kü o, yaptığı işi sana güzel gösterir; senin de kendisi gibi olmanı ister."

294-      "Doğu ile batı arasındaki mesafe ne kadardır?" diye sor­duklarında şöyle buyurdular: "Güneşin bir gün gittiği yol me­safesi kadardır."

295-      "Dostların üçtür, düşmanların da üçtür. Dostlarına gelince... Dostların senin dostun, dostunun dostu ve düşma­nının düşmanıdır. Düşmanlarına gelince... Onlar da senin düşmanın, dostunun düşmanı ve düşmanının dostudur."

296-      "Kendisine zarar verdiği halde düşmanına saldıran birini gördüğünde şöyle buyurdular "Sen, arkasındaki birini öldür­mek için kendini mızraklayan kimse gibisin."

297-      "İbret alınacak şey ne kadar da çoktur; ibret alan ise ne kadar da azdır."

298-      "Düşmanlıkta aşırı giden günah işler, ondan geri kalan zulme uğrar, (delilsiz) düşmanlık eden ise takvalı olamaz."

299-      "Ardından iki rekât namaz kılmak ve Allah'tan afi­yet (bağışlanma) dilemek fırsatı verilen günah, beni üz­mez."

300-      "Allah bunca insanın hesabını nasıl görmektedir?" diye sorduklarında "Onlara rızıklarını verdiği gibi." diye buyurdu. "Onlar Allah'ı görmedikleri halde onların hesabını nasıl görecek­tir?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: "Allah'ı görmedikleri halde onlara rızık verdiği gibi."

301-      "Elçin, aklının tercümanıdır; mektubun, senin adı­na en iyi konuşandır."

302-      "Şiddetli belaya uğrayan kimse duaya, beladan amanda olmayan kimseden daha çok muhtaç değildir."

303-      "İnsanlar dünyanın çocuklarıdır; insan annesini sevdiğinden dolayı kınanmaz."

304-      "Fakir, Allah'ın elçisidir; ondan esirgeyen, Allah'­tan esirgemiştir; ona veren, Allah'a vermiştir."

305-      "Kıskanç olan, asla zina etmez."

306-      "Ecel, insanı korumaya yeter."

307-      "Çocuğu ölen uyur, ama malı çalınan uyumaz."

308-      "Babalar arasındaki sevgi, oğullar arasında yakınlık sebebidir. Akrabalığın dostluğa ihtiyacı, dostluğun akraba­lığa ihtiyacından daha fazladır."

309-      "Mü’minlerin zanlarından sakının. Çünkü Allah, hakkı onların dillerinde kılmıştır."

310-      "İnsan, elinde olandan daha çok Allah'ın elinde olana itimat etmedikçe doğru bir imana erişemez."

311-      (Ey Enes b. Malik, eğer Talha ve Zübeyr'e söyle­men gereken şeyi unuttuğunu söylemede) Yalan söylüyorsan, Allah seni sarığın kapatamayacağı parlak bir beyazlığa (abraş hastalığına) duçar kılsın."([11])

312-      "Kalplerin yöneliş ve yüz çevirişi vardır; yönelince onu nafilelere yöneltin; yüz çevirince de farzlarla yetinin."

313-      "Kur'an'da sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve aranızdaki şeylerin hükümleri vardır."

314-      "Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri, an­cak şer giderir."

315-      Kâtibi Ubeydullah b. Ebi Rafi'e şöyle buyurdu: "Hokka­ya yün koy, kaleminin ucunu uzun tut, satırların arasını aç, harflerin arasını sıkılaştır; çünkü bu, yazının güzelliği için daha uygun bir yoldur."

316-      "Ben Mü’minlerin önderiyim, mal da günahkârların önderidir."

317-      Yahudilerden bazısı; "Siz peygamberinizi defnetmeden onun hakkında ihtilafa diiştünüz'' dediğinde şöyle buyurdular: "Biz, ondan (Peygamber'den) bize ulaşan şeyler hususunda ihti­lafa düştük, onun hakkında değil. Ama sizler (Nil denizin­den kurtulur kurtulmaz) henüz ayaklarınız kurumadan Peygamberinize; "Ey Musa, onların ilahları gibi sen de bize bir ilah yap!" dediniz. O da; "Siz gerçekten ca­hillik etmekte olan bir kavimsiniz." dedi."(A’raf: 138)

318-      "Hangi güçle rakiplerine galip geldin?" dediklerinde şöyle buyurdu: "Bana, kendi aleyhine yardım etmeyen birini görmedim."([12])

319-      Oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye: "Oğlum, fakirliğe düşmenden korkarım. Ondan Allah'a sığın; çünkü fakirlik, dini noksanlaştırır, aklı şaşkınlığa düşürür, düşmanlığa se­bep olur."

320-      "Anlamak için sor, zahmet vermek için değil. Zira öğrenen cahil, âlim; insafsız âlim de cahil gibidir."

321-      Abdullah b. Abbas'ın bir meselede görüşüne katılmadığın­da şöyle buyurdu: "Sana düşen, üzerinde düşünmem için ba­na görüşünü söylemendir; görüşüne karşı çıkarsam bana itaat etmen gerekir."

322-      İmam (a.s) Sıffin Savaşı'ndan dönerken Kufe'de Şebamiyan([13]) mahallesinden geçerken kadınların Sıffin ölülerine ağ­ladığını duydu. Kavminin büyüklerinden olan Harb bin Şürahbil-i Şebami İmam (a.s)'in huzuruna vardığında İmam (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu: "Acaba duyduğum gibi kadınlarınız sizlere musallat mı olmuşlar? Neden onları sesli ağlamaktan, çı­ğırtkanlıktan alıkoymuyorsunuz?"

İmam (a.s) ata binmişken kendisini yaya olarak uğurlamak is­teyen Harb'e ise şöyle buyurdu: "Geriye dön; senin gibi birinin benim gibi birini yaya olarak uğurlaması yönetici için fitne, Mü’min içinse zillettir."

323-      Nehrevan savasında öldürülen Hariciler'e rastladığında şöyle buyurdu: "Haliniz kötü olsun! Şüphesiz sizi aldatan, sizi zarara uğrattı."

"Onları kim aldattı, ey Mü’minlerin Emiri?" diye sorulduğunda da şöyle buyurdu: "Saptırıcı şeytan ve kötülüğü emreden ne­fisleri onları ümitlerle aldattı, onlara isyan yollarını açtı, üs­tün geleceklerini vaat ederek onları ateşe düşürdü."

324-      "Halvetlerde Allah'a isyandan sakının. Zira şahit, hâkimin kendisidir."

325-      Muhammed b. Ebu Bekir'in öldürüldüğü haber kendisine ulaştığında şöyle buyurdu: "Ölümü için duyduğumuz hüzün, buna sevinenlerin sevinçleri kadardır. Onlar, bir düşmanı eksilttiler, biz ise bir dostu kaybettik,"

326-      "Allah'ın Âdemoğlunu mazur gördüğü ömür, alt­mış yıldır."

327-      "Günah kendisine galip olan, muzaffer olmamıştır; şerle galip olan ise mağlup olmuştur."

328-      "Münezzeh olan Allah, yoksulların rızkını zengin­lerin mallarında farz kılmıştır. Zengin, malı kendi zevkine harcadığından dolayı fakir aç kalmıştır. And olsun ki yüce Allah, onları bu işlerinden dolayı sorguya çekecektir."

329-      "Özürden müstağni olmak, doğru bir özürden da­ha değerlidir."

330-      "Allah için yapmanız gereken en az iş, nimetlerin­den O'na karşı günah işlemeye yardım dilememenizdir."

331-      "Allah itaati, acizlerin (zayıf iradelilerin) kusur et­tikleri bir zamanda akıllılara ganimet kıldı."

332-      "Yönetici, Allah'ın yeryüzündeki bekçisidir."

333-      Mü’minin niteliği hakkında: "Mü’minin sevinci yü­zünde, hüznü kalbindedir. Göğsü her şeyden geniş, nefsi her şeyden alçaktır. Yücelikten nefret eder, şöhrete düş­mandır. Gamı uzun, himmeti yücedir. Sükûtu çoktur, vak­ti hep doludur. Çok şükredendir, çok sabırlıdır. Derin dü­şüncelidir. Kimseden bir şey istemez, tabiatı yumuşaktır, mütevazıdır. Nefsi kayadan daha serttir (tavizsizdir); ama bir köleden daha alçak gönüllüdür."

334-      "İnsan ecel ve sonunu görürse, arzu ve gururuna düşman kesilir."

335-      "Her kişinin malında iki ortak vardır; mirasçı ve hadiseler."

336-      "İstenilen, söz vermedikçe hürdür."

337-      "Amelsiz dua eden (veya davetçi), kemansız ok atan gibidir."

338-      "İlim, iki türlüdür: Yaratılıştan gelen ve sonradan kazanılan. Yaratılıştan gelen ilim olmadığı zaman, sonra­dan kazanılan da fayda vermez."

339-      "Doğru görüş, kudret ve mal ile birliktedir; onun yönelmesiyle yönelir, gitmesiyle de gider."

340-      "İffet, fakirliğin, şükür de zenginliğin ziynetidir."

341-      "Zalime çatan adalet günü, mazlumun zulme uğra­dığı günden daha çetindir."

342-      "En büyük zenginlik, insanların elinde olanlardan ümidi kesmektir."

343-      "Allah nezdinde bütün sözler korunmuş, bütün sırlar aşikârdır ve "Her nefis kazandıklarının rehini­dir."(Müddessir: 38) Allah'ın koruduğu dışında tüm insanlar nakıs ve ku­surludur. Soru soranlar halka eziyet eden, cevap verenler ise cevap vermede külfet içindedir. Onların en üstün gö­rüşlüsünü, hoşnutluk ve gazap, güzel görüşünden alıkoymaktadır. Onların en sağlamını, bir bakış kırmakta ve­ya bir kelime değiştirmektedir."

344-      "Ey insanlar, Allah'tan sakının! Birçok arzulayanlar arzusuna ulaşamaz, birçok bina eden binasında oturamaz, birçok toplayan kısa bir süre sonra onu terk eder. Batıl yoldan topladığı, bir hakkı engelleyerek elde ettiği ve ha­ram yoldan kazandığı mallar yüzünden günahlara girmiş, o günahlarıyla ahirete dönmüş ve Allah'ın huzuruna hüzünle çıkmıştır. "O, dünya ve ahirette zarara uğramıştır. İşte bu, apaçık bir hüsrandır."(Hac: 11)

345-      "Günahtan beri olmak da, bir nevi ismettir."

346-      "Yüzünün suyu donmuştur; istekte bulunmak onu eritip damlatır; o halde kimin yanında onu döktüğüne dik­kat et!"

347-      "Kişiyi layık olduğundan çok övmek yalakacılık; layık olduğundan az övmek ise ya acizlik veya hasettir."

348-      "Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediğidir."

349-      "Kendi nefsinin ayıbını gören başkalarının ayıbıyla meşgul olmaz. Allah'ın rızkıyla hoşnut olan, kaybettikleri için üzülmez. İsyan kılıcını sıyıran, onunla öldürülür. Ken­dinizi zorlayarak bütün gücünü işlere veren helak olur. Tehlike girdaplarına atılan boğulur. Kötü yerlere giren, töhmet altında kalır. Çok konuşanın, hatası çok olur; hata­sı çok olanın, hayâsı azalır; hayâsı az olanın takvası (günahlardan çekinmesi) azalır; takvası azalanın, kalbi ölür; kalbi ölen ise ateşe girer. İnsanların ayıbını görünce onları sevmeyen, fakat o ayıpları kendisi için beğenen kimse, ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmeyen bir maldır. Ölümü çok düşünen, dünyanın az nimetine de razı olur. Sö­zünün de amelinden sayıldığını bilen kimse, zaruret dışın­da konuşmaz.

350-      "Zalim insanların alameti üçtür: Üstünde olana (Allah'a) isyan etmekle zulmetmek; elinin altındakilere ga­lip olmakla haksızlık yapmak; zalim toplumu destekle­mek."

351-      "Şiddet son haddine ulaştığında genişlik hâsıl olur, bela halkaları iyice sıkıştığında bolluk ortaya çıkar."

352-      "İşlerinin çoğunu eşine ve çocuklarına ayırma. Zira ehlin ve çocukların Allah'ın dostları ise Allah onları zayi etmez, yok eğer Allah'ın düşmanları ise o halde neden Al­lah'ın düşmanlarına üzülüyor ve çalışıyorsun?"

353-      "Ayıbın en büyüğü, onun misli sende varken baş­kasını ayıplamandır."

354-      Oğlu olan birine, "Süvarin mübarek olsun" diyene şöyle buyurdu: "Böyle söyleme! De ki: "Bağışlayan Allah'a şükredici ol, sana bağışlanan mübarek olsun, rüşt ve kemale er­sin ve iyiliklerinden nasiplenesin."

355-      Valilerinden biri, gösterişli bir bina yaptırdı. Bunun üze­rine şöyle buyurdu: "Paralar başlarını gösterdi; bu bina senin zenginliğini gösteriyor."

356-      "Eğer bir adamın kapısını kapatırlarsa, rızkı nereden ge­lir?" dediklerinde: "Ecelinin geldiği yerden gelir." buyurdular.

357-      Akrabalarından biri ölen bir kavme, baş sağlığı için şöyle buyurdular: "Bu ölüm ne sizinle başladı, ne de sizinle bite­cek. Ölen dostunuz, yaşarken de sefere çıkıyordu, yine bir sefere çıktığını düşünün; size gelmezse, siz ona doğru gi­deceksiniz."

358-      "Ey insanlar, Allah nimet anında sizleri, belada ol­duğu gibi korkulu görmelidir. Kendine geniş bir nimet verilen kimse, bunu tedrici bir cezanın başlangıcı olarak görmezse, korkunç hallerden güvene ermiş demektir. Dar­lığa düşen de bunun bir imtihan olduğunu bilmezse ümit edilen ecrini zayi etmiştir."

359-      "Ey heva ve heves esirleri! Arzularınızı azaltın. Zi­ra dünyaya meyleden kimseyi sadece olayların diş gıcırtısı korkutur. Ey insanlar, nefislerinizi edeplendirmeyi kendi­niz üstlenin ve onları huy edindiği kötü alışkanlıklardan alıkoyun."

360-      "Birinden duyduğun kötü bir sözü, hayra yorumla­yabildiğin müddetçe kötüye yorumlama."

361-      "Allah'tan bir hacetin olduğunda duana Peygamber'e salâvat göndererek başla ve ardından hacetini dile. Allah kendinden iki şey istenildiğinde (hacet ve salâvat) birini kabul edip diğerini reddetmekten daha kerim ve yücedir."

362-      "Yüzsuyundan korkan kimse cedelleşmeyi terk etmelidir."

363-      "İmkândan önce koşuşturmak ve fırsattan sonra ağır davranmak ahmaklıktandır."

364-      "Olmayacak şeyi sorma; zira olan şeyde senin için (yeteri kadar) uğraş vardır."

365-      "Düşünce saf bir aynadır. İbret almak, uyaran bir öğütçüdür. Başkaları için hoşlanmadığın şeyden kaçınman, edep olarak sana yeter."

366-      "İlim amelle birliktedir; o halde ilmi olan amel eder. Çünkü ilim ameli çağırır, icabet ederse kalır, etmezse göçer gider."

367-      "Ey insanlar, dünya malı vebalı çer-çöptür. O hal­de odağından sakının. Ondan gönül koparmak, ona gü­venmekten daha faydalıdır. Yaşatacak kadarı, servetinden (biriktirmesinden) daha temizdir. Ondan fazlasıyla mal toplayanların (ahirette) mahrumiyetine hükmedilmiş, müs­tağni olana ise rahatlıkla yardım edilmiştir.

Dünya süsü gözlerini kamaştıranın, (kalp) gözleri kör olur. Dünyaya âşık olmayı gömlek gibi giyinen, içini hü­zünle doldurur, bu hüzünler onun kalbinin içinde oynar. Öyle bir hüzün ki, onu meşgul eder; öyle bir gam ki, onu kederlendirir. Durumu böylece devam eder, nihayet boğa­zı düğümlenir (ölür), sonra bir köşeye atılır, hayat damar­ları kesilir. Allah'ın onu yok etmesi, kardeşlerinin de onu mezara gömmesi oldukça kolaydır.

Mümin dünyaya ibret gözüyle bakar, karnın ihtiyacı miktarınca ondan azık alır; dünya sözünü düşman ve ga­zap kulağıyla işitir. "Malı çok oldu" derlerse kısa bir müd­det sonra, "fakir oldu" derler; varlığına sevinirlerse, yoklu­ğuna üzülürler. Dünyanın hali budur ve dünya ehline, ümitlerini kesecekleri gün (kıyamet günü) daha gelme­di."

368-      "Allah, kullarını azabından alıkoymak ve onları cennete sevk etmek için sevabı itaate, cezayı ise günaha karar kılmıştır."

369-      "İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, Kur'ân'dan ancak resim (bir nişane, bir yazı), İslam'dan ise ancak ismi baki ka­lır. Mescitleri o zamanda bina bakımından mamur, hidayet bakımından haraptır. Halkı, yeryüzünün en şerli kişileridir, fitne onlardan çıkar, hata ve günah onlara sığınır, fitnelerden ayrılmak isteyeni geri çevirirler, arkada kalanı sürükleyip ona doğru götürürler. Allah-u şöyle buyuruyor: "Zatıma andol­sun ki, onlara sabırlı insanı şaşkınlığa düşürecek bir fitne göndereceğim." Böyle de yapmıştır. Allah'tan gaflet sürçmelerinden geçmesini dileriz."

370-      İmam (a.s) minbere oturduğunda genellikle her hutbeden önce şöyle buyuruyordu: "Ey insanlar, Allah'tan korkun; hiç kimse oynasın diye boşuna yaratılmamış, boş işler yapsın diye kendi haline terk edilmemiştir. Kendini insan için gü­zel gösteren dünya, kötü bakışın çirkin gördüğü ahiretin yerini alamaz. Bütün gayretiyle dünyada yüce makamlara erişen mağrur kimse, ahiretten en küçük bir nasip elde e-den kimse gibi değildir."

371-      "İslam'dan daha yüce bir şeref, takvadan daha iz­zetli bir izzet, veradan (haram ve şüpheli şeylerden kaçın­maktan) daha güzel bir sığınak, tövbeden daha çok kurta­rıcı bir şefaatçi, kanaatten daha zengin bir hazine ve rızka razı olmak kadar da fakirliği gideren bir mal yoktur. Kifa­yet edecek kadarıyla yetinen sürekli rahatlığa erer, esenliğe kavuşur. Dünyaya rağbet ise meşakkatin (veya bitkinliğin) anahtarı ve sıkıntının bineğidir. Hırs, kibir ve haset insanı günaha düşmeye çağıran şeylerdir; şer (kötülük) ise tüm çirkinlikleri toplayandır."

372-      Cabir b.  Abdullah el-Ensari'ye şöyle buyurdu:  "Ey Cabir! Din ve dünyanın kıvamı, dört şeyle ayakta durur: İlmiyle amel eden âlim, öğrenmekten çekinmeyen cahil, iyilik ve ihsan etmekte cimrilik etmeyen cömert, ahiretini dünyası için satmayan fakir. Âlim ilmini zayi ederse, cahil de öğrenmekten kaçınır. Zengin iyilik yapmada cimri dav­ranırsa, fakir de ahiretini dünyasına satar. Ey Cabir, Allah'ın nimetleri kimin üzerinde çoğalırsa, insanların ona ihtiyaçları da artar. O halde kim kendisine verilenlerde Al­lah için gerekeni yaparsa, nimetleri daimi ve sabit kalır; kim de üzerine düşen vazifeyi yerine getirmezse, elindekileri zevale ve yokluğa sevk etmiş olur."

373-      "Ey Mü’minler, her kim bir zulmün işlendiğini veya bir kötülüğe davet edildiğini görür de kalbiyle reddederse, salim kalır ve günahtan korunmuş olur; kim de diliyle red­dederse, mükafatlanmış olur ve ilkinden daha üstün sayılır; her kim de Allah'ın kelimesi yücelsin ve zalimlerin kelime­si alçalsın diye kılıcıyla reddederse, kurtuluş yoluna ermiş, Allah yolunda kıyam etmiş ve kalbini yakin nuruyla aydın­latmış olur."

374-      İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymakla ilgili olan di­ğer bir sözünde de şöyle buyurmuştur: "insanlardan bir grup münkeri eli, dili ve kalbiyle reddeder; bunlar bütün iyi has­letleri kendilerinde toplamışlardır. Bir grup da münkeri kalbi ve diliyle inkâr eder, ancak eliyle bir iş yapmaz; bun­lar da iyi hasletlerden iki haslete sarılmış, bir hasleti zayi etmişlerdir. Bir grup da sadece kalbiyle inkâr eder ve diliy­le inkâr etmez; bunlar da üç hasletten en değerli iki hasleti zayi etmiş, sadece bir haslete sarılmışlardır. Bir grup da münkeri eli, dili ve kalbiyle reddetmeyi terk etmiştir; bun­lar da yaşayan ölülerdir. Bütün iyi ameller ve Allah yolunda cihat, marufu emredip münkerden alı-koymak karşısın­da, engin denizdeki bir damla gibidir. Marufu emredip münkerden alıkoymak ne eceli yaklaştırır, ne de rızkı azal­tır. Bunların hepsinden daha üstünü, zalim bir önderin karşısında hak bir söz söylemektir."

375-      Ebu Cuhafe, Emir'ül-Mü’minin Ali (a.s)'ın "marufu em­retmek ve münkeri nehy etmek, hakkında" şöyle buyurduğunu nak­letmektedir. "Cihat hususunda mağlup olduğunuz ilk şey, ellerinizle cihat etmenizdir; sonra dillerinizle, daha sonra kalplerinizle. Kim kalbiyle marufu tanımaz ve münkeri reddetmezse ters çevrilir; üstü alt ve altı da üst olur."

376-      "Hak ağır, ama hoş; batıl ise hafif, ama öldürücüdür."

377-      "Bu ümmetin en iyisi hakkında bile Allah'ın aza­bından emin olma; zira Allah şöyle buyurmuştur: "Al­lah'ın azabından hüsrana uğrayan topluluktan baş­kası emin olmaz"(A’raf: 99) Bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah'ın rahmetinden ümitsiz olma; çünkü yüce Allah şöy­le buyurmuştur: "Allah'ın rahmetinden, kafir olan kavimden başkası ümit kesmez"(Yusuf: 87)

378-      "Cimrilik, tüm çirkin kötülükleri bir araya topla­maktadır. Cimrilik, insanı her türlü kötülüğe götüren bir yulardır."

379-      "Ey Âdemoğlu, rızık iki kısımdır: Birini sen istersin, diğeri ise seni ister; ardından gitmezsen peşinden gelir. O halde yılının hüznünü gününe yükleme. Her günün rızkı sana yeter. Eğer o yıl ömründen ise, Allah her yeni günde taksim ettiği rızkı sana verecektir. Yok, eğer o yıl ömrün­den değilse, o halde senin olmayan şeyler için neden üzü­lüyorsun? Hiçbir isteyici, rızkını almadan senden öne ge­çemez ve hiç kimse bunda sana galip olamaz; sana takdir edilen şey, asla senden gecikmez."

380-      "Nice bir güne yönelen vardır ki, o günün gecesine erişmemiştir. Gecenin evvelinde nice gıpta edilen vardır ki, gecenin sonunda ağlayanları etrafına toplanmıştır."

381-      "Konuşmadığın sürece söz senin bağındadır (mahkûmundur); söylediğin zaman sen onun bağındasın (mahkûmusun). O halde altın ve gümüşünü koruduğun gibi, di­lini de koru. Nice bir söz vardır ki, nimeti elden alır ve azabı celp eder."

382-      "Bilmediğin şeyleri söyleme; hatta bildiğin her şeyi bile söyleme. Zira Allah tüm organlarına bir takım şeyler farz kılmıştır; kıyamet günü onlarla sana delil getirecektir."

383-      "Allah'ın seni isyanda görmesinden, itaatinde bu­lamamasından sakın; zira hüsrana uğrayanlardan olursun. Güçlenince Allah'a itaatte güçlen; zayıflayınca da Allah'a isyanda zayıfla."

384-      "Gördüğün bütün bu değişikliklere rağmen dün­yaya meyletmek cehalettir; sevabına güvendiğin halde iyi işte kusur (ihmalkârlık) yapmak zararlıdır; imtihan etme­den önce herkese güvenmek acizliktir."

385-      "Allah nezdinde dünyanın hakir olmasının nişane­lerinden biri Allah'a karşı günahların sadece dünyada ya­pılmasıdır; Allah katında olana dünyayı terk etmedikçe erişmek mümkün değildir."

386-      "Bir şeyi talep eden onun tümüne veya bazısına ulaşır."

387-      "Sonrası ateş olan hayır, hayır değildir; sonrası cennet olan şer de şer değildir. Cennetsiz her nimet değer­siz, cehennemsiz her bela da afiyettir."

388-      "Bilin ki, yoksulluk belalardan biridir; yoksulluktan daha şiddetlisi bedenin hastalığıdır; bedenin hastalığından daha çetin olan gönlün hastalığıdır. Bilin ki, kalbin takvası, bedenin sıhhatindendir."

389-      "Ameli kendisini ağırlaştıranı, nesebi (soyu) hız­landırmaz." Başka bir rivayette ise şöyle nakledilmiştir: "Kendi hasebini (makam ve değerini) kaybedene, babalarının ma­kamı fayda vermez."

390-      "Mü’minin üç saati vardır: Bir saatinde rabbiyle münacat eder, bir saatinde geçimini sağlar, bir saatinde de kendisini güzel ve helal lezzetler arasında serbest bırakır. Akıllı insan sadece üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, ahiret yolunda adım atmak ve haram olmayan lezzetten istifade etmek."

391-      "Dünyada zahit ol ki, Allah sana dünyanın ayıplarını göstersin. Gafil olma ki, (bir an bile) senden gaflet edilme­mektedir."

392-      "Tanınmanız için konuşun; çünkü kişi, dilinin altında gizlidir."

393-      "Dünyadan sana geleni al; senden yüz çevirenden ise yüz çevir. Böyle yapmazsan, o halde (en azından) dünya talebinde güzel davran (aşırı gitme)."

394-      "Saldırıştan daha tehlikeli nice söz vardır."

395-      "Her şeyin kanaat edilecek kadarı yeterdir."

396-      "Aşağılık ve horluk değil, ölmek! Başkalarına tevessül değil, aza rızayet göstermek! Otururken verilmeyene, kalkınca da vermezler. Dünya iki gündür: Bir gün lehine, bir gün de aleyhinedir; lehine olduğunda azma, aleyhine olunca da sabret."

397-      "Misk ne güzel kokudur; taşınması kolay, kokusu ise güzeldir."

398-      "Kendini övmeyi bırak, kibrini düşür, kabrini hatırla."

399-      "Babanın evlat, evladın da baba üzerinde bazı hakları vardır. Babanın evlat üzerindeki hakkı, Allah'a isyan dışında her şeyde ona itaat etmesidir. Evladın baba üzerindeki hakkı ise ona güzel isim vermesi, onu güzel terbiye etmesi ve ona Kur'an'ı öğretmesidir."

400-      "Nazar gerçektir, tılsım gerçektir, sihir gerçektir ve uğur saymak gerçektir. Ama uğursuz saymak gerçek değildir, aksilik/terslik gerçek değildir. Güzel koku, bal, binicilik ve yeşilliğe bakmak koruyucudur, (şifadır.)"

401-      "Halkın ahlakı ile uyum sağlamak, kin ve şerlerinden korunmak için bir güvenliktir."

402-      Yersiz konuşan birine: "Tüylenmeden uçtun, yavruyken böğürdün."

403-      "Kendini farklı işlere atanı, tedbirler yardımsız bırakır."

404-      "İmam (a.s)'a; "La havle vela kuvvete illa billâh"([14])cümlesinin manasını sorduklarında şöyle buyurdu: "Biz Allah ile birlikte bir şeye sahip değiliz; sadece O'nun bizi sahip kıldığı şeylere sahibiz. O halde bizi, bizden daha çok sahibi olduğu bir şeye sahip kıldığı zaman bize sorumluluk yüklemiştir; bizden onu geri aldığı zaman da sorumluluğu üzerimizden kaldırmıştır."

405-      Ammar b. Yasir'in Muğire b. Şubeye cevap verdiğini duyunca ona hitaben şöyle buyurdu: "Ey Ammar, onu (Muğire b. Şube'yi) bırak! O dinden sadece kendini dünyaya yaklaştıran şeyleri almıştır; şüpheleri hatalarına mazeret yapmak için kasıtlı olarak (gerçekleri batıl ile) karıştırmıştır."

406-      "Allah'ın mükâfatını elde etmek için, zenginin faki­re gösterdiği tevazu ne kadar da güzeldir. Bundan daha güzeli ise, fakirlerin Allah'a dayanarak zenginlere karşı alçalmamalarıdır.''

407-      "Allah, kendine aklı emanet ettiği bir kimseyi, bir gün onunla kurtarır."

408-      "Kim hak ile çatışırsa, hak onu yere çarpar."

409-      "Kalp, gözlerin kitabıdır."

410-      "Takva, ahlakın reisidir."

411-      "Dilinin keskinliğini, sana sözü öğretene; sözünün belagatini ise, sözünü doğrultana karşı kullanma."

412-      "Başkaları için beğenmediğinden içtinap etmen, nefsine edep olarak yeter."

413-      (Musibetlerde) Hür insanlar gibi sabretmeli veya kendine cahiller gibi teselli bulmalı."

414-      "(Musibet ve belalarda) Büyük insanlar gibi sab­retmeli; ya da kendine hayvanlar gibi teselli bulmalı.."

415-      "Dünya kandırır, zarar verir ve geçer. Allah dünyayı dostlarına sevap, düşmanlarına da ceza olarak beğenmemiş­tir. Dünya ehli bir kafileye benzer; konakladıkları bir sırada kafile başı göçme emrini verir, onlar da göçerler."

416-      Oğlu İmam Hasan'a (a.s) hitaben şöyle buyurdu: "Ey oğlum, dünyadan ardında bir şey bırakma. Zira şu iki kişiden biri­ne bırakmış olursun: Eğer Allah'a itaat yolunda harcayan olursa, senin bahtsızlığa düşerek elde ettiğinle o mutlu olur. Eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin top­ladıkların yüzünden bahtsız olmuş olacaktır; sen de ona günahında yardım etmiş sayılacaksın. Dolayısıyla bunlar­dan hiçbirini kendine tercih etmen doğru değildir."

(Bu söz şu şekilde de rivayet edilmiştir.) "Dünya malından elinde olan şeyin senden önce bir sahibi vardı; senden sonra da bir sahibi olacaktır; sen de şu iki kişiden birine topluyorsun: Allah'a itaat yolunda harcayan birisi olursa, senin ziyana uğrayarak elde ettiklerinle saadete erer. Yok, eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin onun için topladıklarınla perişan olur. Bu her ikisini de kendine tercih etmen ve onlar için sırtında yük (günah) taşıman doğru değildir. O halde giden için Allah'ın rahmetini, ka­lanlar için de Allah'ın rızkını um!"

417-      Huzurunda "Esteğfirullah" diyen kimseye: "Anan yası­na ağlasın. İstiğfarın ne demek olduğunu biliyor musun? İstiğfar, yüce makam sahiplerinin derecesidir. İstiğfar, altı manası olan bir isimdir: İlki, geçmiş günahlar hakkında pişman olmak; ikincisi, o suçları ebediyen terk etmeye az­metmek; üçüncüsü, mahrukatın haklarını eda ederek, üze­rinde bir kul hakkı olmadan pürüzsüz olarak Allah'a ka­vuşmak; dördüncüsü, üzerine farz kılındığı halde zayi etti­ğin her farizanın hakkını eda etmeyi kast etmek; beşincisi, haram kazançla bedeninde oluşan eti gamla ve hüzünle, de­ri kemiğe yapışıncaya kadar eritmek ve o ikisinin arasında yeni et oluşmasını sağlamak; altıncısı ise vücuduna isyan tat­lılığını tattırdığın gibi, itaat elemini de tattırmak. İşte bunları gerçekleştirdikten sonra 'esteğfirullah' diyebilirsin."

418-      "Hilim (yumuşak davranmak, insan için) aşirettir."

419-      "Zavallı ve çaresiz Âdemoğlu! Eceli gizli (ne zaman geleceğini bilmez), hastalıkları örtülü (nereden saldıracağı bilinmez), ameli ise korunmuştur (kaybolmaz). Sivrisinek ısırsa, canını yakar; bir lokma boğazında kalırsa, onu öldü­rür; terlerse, pis pis kokar."

420-      Ashabıyla oturmakta iken güzel bir kadın önlerinden ge­çerken, oradakiler hep birden göklerini kadına diktiler; bunun üze­rine şöyle buyurdu: "Bu erkeklerin gözleri, (bir namahreme) dikilmiştir; bu dikiliş, şehvetin tahrik olmasına sebep olur. Sizden birinin gözü beğendiği ve hoşlandığı bir kadına ili­şince, hemen gidip kendi zevcesine yaklaşsın. Çünkü o da kendi karısı gibi bir kadındır."

Haricilerden biri İmam (a.s)'a; "Allah kahretsin bu kâfiri, ne kadar da bilgilidir!" dediğinde halk onu öldürmek için üzerine hü­cum etti. İmam (a. s) bu durumu görünce şöyle buyurdu: "Yavaş olun! Bu bir sövgüdür; ya sövmekle karşılık verilir ya da günahı bağışlanır."

421-      "Aklından, doğru yolu batıl yoldan ayıracak kadarı sana yeter!"

422-      "Hayır işleyin ve hayırdan bir şeyi önemsiz görme­yin; çünkü onun küçüğü büyüktür, azı ise çoktur. İçiniz­den hiç kimse; "Başkası bu hayrı işlemeye benden daha layıktır" demesin. Andolsun Allah'a, aynen öyle olur. Çünkü hayır ve şer için onları yapacak bir takım insanlar var­dır. Bu ikisinden birini terk ettiğiniz zaman, ehli olan kim­se mutlaka o işi sizin yerinize yapacaktır."

423-      "Kim içini ıslah ederse, Allah da onun dışını ıslah eder. Kim dini için çalışırsa, Mah dünya işleri için ona ye­ter. Kim Allah ile kendi arasında olanı güzelleştirirse, Al­lah da onunla insanlar arasında olanı güzelleştirir."

424-      "Hilim, örten bir perdedir. Akıl, keskin bir kılıçtır. Öyleyse ahlak ayıplarını hilimle ört; heva ve hevesini ise aklınla öldür."

425-      "Allah'ın, kullarını kendileriyle faydalandırmak için kendilerine özel nimetler verdiği bir takım kulları vardır; bağışladıkları sürece o nimetleri onların elinde baki kılar; esirgediklerinde ise o nimetleri onların elinden çıkarır baş­kalarına devreder."

426-      "Kulun şu iki haslete güvenmesi doğru değildir: Afiyet ve zenginlik. Zira onu afiyette görürken aniden has­talanır; zengin görürken aniden fakirleşir."

427-      "Bir ihtiyacını mü’mine şikayet eden (ona derdini söyleyen), sanki onu Allah'a şikayet etmiştir; bir ihtiyacını kafire şikayet eden de sanki Allah'ı ona şikayet etmiştir."

428-      Bayramlardan birinde şöyle buyurmuştur: "Bayram, an­cak Allah'ın orucunu kabul ettiği, namazını övdüğü kimse­ler içindir. Allah'a isyan edilmeyen her gün bayramdır."

429-      "Kıyamette hasretlerin en büyüğü, haram yoldan mal kazanıp, onu Allah yolunda infak eden birine miras bırakan ve bu yüzden de kendisi cehenneme giderken varisinin cennete gittiği kimsenin hasretidir."

430-      "Muamelede en çok zarar eden ve çabada en çok ümitsizliğe uğrayan kimse, bedenini arzulan yolunda çürü­tüp ilahi mukadderatın kendisine yardım etmediği kimse­dir. Bu kimse dünyadan hasretleriyle ayrılır, günahlarıyla da ahirete varır."

431-      "Rızık iki kısımdır: Talep eden ve talep edilen. O halde kim dünyayı talep ederse, ölüm onu talep eder ve sonunda onu dünyadan çıkarır. Kim de ahireti talep eder­se, dünya onu talep eder; öyle ki o rızkını tamamıyla dün­yadan almış olur."

432-      "İnsanlar dünyanın zahirine bakarken, Allah'ın ve­lileri, onun batınına bakarlar; insanlar dünyanın bugünüyle meşgul olurken (çabuk elde edilen şeyler peşinde koşar­ken), onlar dünyanın sonuyla (ahiret hazırlığıyla) meşgul olurlar; onlar dünyanın kendilerini öldürmesinden çekin­dikleri şeyleri öldürürler; kendilerini terk edecek olanları bilir, onları terk ederler; başkalarının dünyadan elde ettiği çok şeyi (ahiret nimetine oranla) az görürler; onu elde et­melerini kaybetmek sayarlar; insanların uzlaştığı şeye düş­man, düşmanlık ettikleri şeye de dostturlar. Kitap onlarla bilinir; onlar Kitab'ı bilirler; Kitap onlarla ayakta durur; onlar da Kitab'la ayakta dururlar; umdukları şeyden daha üstün bir şey ummazlar; korktukları şeyden daha üstün bir şeyden korkmazlar."

433-      "Lezzetlerin kesilmesini, günahların ise bekasını hatırlayın"

434-      "Dene, (sonra) buğzet."

435-      "Allah kuluna şükür kapısını açıp da nimetin artış ka­pısını kapamaz; dua kapısını açıp da icabet kapısını kapamaz; ona tövbe kapısını açıp da mağfiret kapısını kapamaz."

436-      "İnsanların cömertliğe en layık olanı, cömertlerin onunla tanındığı kimsedir."

437-      İmam (a.s)'dan; "Adalet mi daha üstündür, yoksa bağış mı?" diye sorduklarında söyle buyurdu: "Adalet her şeyi kendi yerine bırakır, ama bağış onları yerinden çıkarır; adalet ge­nel bir koruyucudur; ama bağış özel bir ihsandır. O halde adalet daha yüce ve daha üstündür."

438-      "İnsanlar, bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar."

439-      "Zühdün tümü, Kur'an'ın iki kelimesi arasındadır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Öyle ki elinizden çıka­na karşı üzülmeyesiniz ve size verilenlere sevinmeyesiniz."(Hadid: 23) O halde geçmişe üzülmeyen ve geleceğe sevinme­yen kimse, zühdün iki tarafını (geçmiş ve geleceğe itinasız­lığı) da elde etmiştir."

440-      "Uyku, günün kararlarını ne kadar da bozucudur!"

441-      "Yöneticilikler, insanların koşu meydanlarıdır."

442-      "Hiçbir şehir sana, diğer bir şehirden daha layık değildir; beldelerin en hayırlısı, seni yüklenen (barındıran) beldedir."

443-      Malik Eşter'in (r.a) şahadet haberi geldiğinde şöyle buyur­du: Malik, ne Malikti! Andolsun Allah'a ki, eğer bir dağ ol­saydı, apayrı yüce bir dağ olurdu; bir taş olsaydı, sert bir kaya olurdu; hiçbir hayvan onun tepesine ayak basamazdı ve hiçbir kuş onun üzerine konamazdı."

444-      "Sürekli yapılan az iş, usanılıp bıkılan çok işten da­ha hayırlıdır."

445-      "Bir adamda güzel bir haslet olduğunda, onun kardeşlerini bekleyin."

446-      (İmam (a.s) Ferazdak'ın babası Galib b. Sa'sa'ya; "Pek çok olan develerini ne yaptın?" diye sordu. Galib cevaben; "Ey Emir'ül-Mü’minin, haklarını (farz olan vergilerini) verme onları dağıttı." dedi. "Bu (Allah yolunda) dağılma, dağılma yolları­nın en övülenidir."

447-      "Din hükümlerini bilmeden ticaret yapan kimse, faize batar."

448-      “Kim küçük musibetleri büyük sayarsa, Allah onu büyük belalara duçar kılar."

449-      "Kendini değerli bilen, şehvetleri hor ve hakir görür."

450-      "Şaka yapan, aklının bir parçasını dışarı atmış olur."

451-      "Sana rağbet edene rağbet göstermemen, nasibin noksanlığıdır; sana rağbet etmeyene rağbet etmen ise nef­sin zilletidir."

452-      "Fakirlik ve zenginlik, (kıyamet günü) Allah'a su­nulduktan sonradır."

453-      "Zübeyr, uğursuz oğlu Abdullah büyüyünceye ka­dar, sürekli olarak biz Ehl-i Beyt'ten biriydi."

454-      "Âdemoğluna övünmek yakışır mı hiç? Başı nütfe, sonu ise leştir; ne kendini rızıklandırabilir, ne de ölümü kendinden uzaklaştırabilir."

455-      "En büyük şair kimdir?" diye sorulunca: "Bu topluluk (şairler), koşu meydanlarında yarışmadılar ki yarışın sonuç belli olsun. Ama illa da cevap vermek gerekirse, sapık pa­dişahtır."([15])

456-      "Acaba ağızda kalan bu yemek artığını (bu değer­siz dünyayı) ehline bırakacak hür bir insan yok mu? Canla­rınızın değeri cennettir; o halde Onları ondan düşüğüne satmayın."

457-      "İki ihtiras sahibi doymak bilmez: İlim isteyen ve dünyayı isteyen."

458-      "İmanın alameti; sana zarar verecek olsa bile fayda verecek yalana karşı doğruluğu seçmen, yaptığından fazla söz söylememen, başkalarının sözleri hakkında da Allah'tan korkup sakınmandır."

459-      "Mukadderat tedbirlere galip gelir; öyle ki bazen insanın afeti tedbirinde olur."

460-      "Hilim ve teenni, ikiz çocuklardır; yüce himmet bunları doğurur."

461-      "Gıybet, acizlerin uğraşıdır.''

462-      "Nice insanlar, başkaların kendisi hakkındaki övgüsüyle aldanmıştır "

463-      "Dünya, başkası için yaratılmıştır; kendisi için değil."

464-      "Ümeyyeoğulları'na bir fırsat verilmiş, içinde ko­şuşturuyorlar. Aralarında ihtilaf çıktığında, sırtlanlar alda­tarak onlara galip gelirler."

465-      Ensar'ın methinde şöyle buyurmuştur: "Allah'a andol­sun ki onlar yavrusunu, bağışlayan eller ve sivri dillerle eği­tip geliştirdikleri gibi İslam'ı kendi zenginlikleriyle eğitip geliştirdiler."

466-      "Göz, oturağın ipidir." (Kırbanın ipi çözülünce kırbada nasıl su kalmazsa, gözler de uyuyunca abdest kal­maz.)

467-      "Onlara, hakkı ikame eden ve din istikrara erince­ye kadar istikamet gösteren bir vali yöneticilik yaptı."

468-      "İnsanlara çok ısırıcı (çetin) bir zaman gelecektir; o dönemde zengin iki elindeki malı ısıracaktır (infak etmeye­cektir); oysa Böyle davranmaya emredilmemiştir; Allah şöyle buyurmuştur: "Aranızda ihsan etmeyi unutma­yın."(Bakara: 237) O zaman kötüler yücelecek, iyiler hor olacak ve zorda kalanlarla mallarını satmaları için muamele yapacak­lar. Oysa Resulullah (s.a.a) zorda kalanlarla alış-verişi ya­saklamıştır."

469-      "İki (grup) kişi benim hakkımda helak olur: İfrat eden dost ve bühtan edip iftirada bulunan (münafık)."

470-      Tevhid ve adalet hakkında soru sorulduğunda: "Tevhid Allah'ı vehimle şekillendirip sınırlandırmaman; adalet ise Allah'ı hikmet ve adaletin zıddıyla suçlamamandır."

471-      "Susup konuşmamakta hayır yoktur; nitekim ceha­letle konuşmakta da hayır yoktur."

472-      "Allah'ım, bizleri ram ve uysal bulutlarla suvar; sert ve serkeş (şimşekli ve yıldırımlı) bulutlarla değil."

473-      İmam (a.s)'a; "Ey Emir'ül-Mü’minin, keşke sakalını boyasaydın?!" dediklerinde şöyle buyurdu: "Boya süstür, biz ise yasta olan bir topluluğuz."([16])

474-      "Allah yolunda şehit olan mücahidin ecri, gücü yettiği hal­de iffetten ayrılmayan kimseden daha büyük değildir. Zira iffetli in­san meleklerden bir melek olmaya çok yakındır."

475-      "Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir."

476-      "Adalet ve insafa riayet et; zulüm ve haksızlıktan sakın. Zulüm, halkın dağılmasına neden olur; haksızlık ise işi kılıca götürür."

477-      "Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediği günahtır."

478-      "Allah, âlimlerden öğretme sözünü almadıkça, ca­hillerden öğrenme sözünü almadı."

479-      "Kardeşlerin en kötüsü, kendisi için meşakkate düşülen kimsedir."

480-      "Mü’min, kardeşini öfkelendirdiğinde (veya utan­dırdığında), ondan ayrılmış demektir."

                   Seyyid Razi şöyle diyor: Bu, Hz. Ali'nin (a.s) seçilmiş sözleri­nin sonuncusudur. Bizlere lütfedip Hz. Ali'nin dağınık sözlerini bir yere toplama ve birbirinden ayrı ifadelerini yakınlaştırma hususunda başarı ihsan eden Allah'a hamd ederim. Önceden de söyledi­ğim gibi her bölümün sonunda birkaç boş sayfa bıraktım ve yeni hadisler buldukça da ilgili bölümlere ekleyeceğim. Zira bazı sözler bize gizli kalıp sonradan ortaya çıkabilir. Bütün başarılar sadece Allah'ın yardımı iledir. Ben O'na tevekkül ettim. O bize yeter ve Allah ne de güzel vekildir. Bu kitap H. Recep 400 yılında sona erdi. Allah'ın selamı efendimiz Peygamberlerin sonuncusu ve en iyi yol gösterici olan Hz. Muhammed'e (s.a.a), temiz Ehl-i Beyt'ine ve yakin göklerinin yıldızları olan ashabına olsun.

 



[1]-  Hurura; Kufe yakınlarında olan bir köyün ismidir. Nehrevan savaşında Hz. Ali'ye karşı savaşan hariciler, o yeri kendilerine sa­vaş alanı seçtiler. Bu şahıs ise Nehrevan savaşında öldürülen "Garve b. Edne" idi.

 

[2]-  Fezzale'nin oğlu Nevf Hemdan halkından olup Hz. Ali (a.s)'ın yaranlarından biri idi. Bikkale de Yemen'de bir kabilenin ismidir.

 

[3]-  Damarlardan maksat, kalbi akciğere bağlayan iki damardır.

 

[4]-  Kadın insanı zahmete düşürse de onsuz hakkıyla yaşanması mümkün değildir.

 

[5]-  Seyyid Razi bu arada Hz. Ali'nin 9 ilginç hadisine yer vermekte, ardından yeniden kaldığı yerden devam etmektedir. Biz de merhumun bu sıralamasına riayet ettik ve aynı düzenlemeyi esas aldık.

 

[6]-  İmam (a.s) bu sözünde, özel ashabından olan Sa'saa b. Savhan-i Abidi'yi övmektedir.

 

[7]-  İmam (a.s) bu sözü, düşmanlığın kaçınılmaz tehlikesi ve za­rarı hakkında buyurmuştur.

 

[8]-  İmam (a.s) bu sözü, orduyu savaşa sevk ederken buyurmuştur.

 

[9]-  Usta kumarbaz, nasıl fırsatı kollayarak karşı tarafı yenilgiye uğratıyorsa, Müslüman bir kimse de kendisine verilmiş olan fırsattan yararlanarak rakibini yenmelidir.

 

[10]-  Nuhayle; Küfe yakınlarında Şam yolu üzerinde bulunan as­keri üstü; askerler ve gönüllü olarak savaşmak isteyenler orada top­lanıp eğitim görüyorlardı.

 

[11]-  Enes b. Malik Gadir-i Hum'da bulunup Resulullah (s.a.a)'in; "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah'ım, onu seveni sev; ona düşman olana düşman ol..." şeklindeki sözünü duymuş olmasına rağmen, "Ben unutmuşum" dedi. Bundan dolayı abraş hastalığına yakalandı.

 

[12]-  İmam (a.s) bu sözüyle kalplere işleyen heybetine değinmektedir.

 

[13]-  Şebamiyan; Hemdan halkından bir kabile idi.

 

[14]-  Yani "Kudret ve kuvvet ancak Allah iledir."

 

[15]-  Sapık padişahtan maksat, İmre'ul-Kays'tır. Ona padişah de­mesinin sebebi, güzel şiirlerinden dolayıdır; sapık demesinin sebebi ise, kâfir ve fasık olduğundan dolayıdır.

 

[16]-  Bu sözüyle Resulullah (s.a.a)'in vefatını kast etmiştir.