199. Hutbe
Bu hutbeyi bir savaşın eşiğinde irad etmiş ve sürekli ashabına hatırlatmada
bulunmuştur.
"Namaza riayet edin, ona gözetin,
çok kılın ve onunla Allah'a yakınlaşmaya çalışın. Çünkü namaz "Mü’minler
üzerinde vakitleri belirli bir farzdır."(Nisa: 103) Kendilerine
"Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorulduğunda Cehennem
ehlinin "Biz namaz kılanlardan değildik"(Müddessir: 42-43) diye
cevap verdiklerini işitmediniz mi? Namaz, günahları yaprakların döküldüğü gibi
döker ve iplerin çözüldüğü gibi çözer. Allah Resulü (s.a.a), namazı insanın
kapısının önünde akan ve orada gece gündüz beş defa yıkandığı (şifalı)
kaynarcalara benzetmiştir. Böyle olan bir kimsede kirden hiç eser kalır mı?
İşte bu namazın hakkını bilenler, mal ve evlada düşkünlükleri veya dünya
metalarına dalmış olmaları, kendilerini namaz kılmaktan geri bırakmayan mümin
kimselerdir. Münezzeh olan Allah şöyle buyuruyor: "İşte, o kimseleri ne
ticaret ve ne de alış-veriş, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât
vermekten alıkoyar."(Nur: 37) Peygamber (s.a.a) kendisi cennetle
müjdelendikten sonra bile namaz kılmak hususunda kendini sıkıntıya sokuyordu.
Allah'ın "Ehline namazı emret ve kendin de ona devam et."(Ta-Ha:
32) emri gereğince Allah Resulü, ehline namazı emrediyor ve kendisi de ona
devam ediyordu. Namazla beraber zekât da İslam ehline Allah'a yaklaşma
vesilesi kılındı. Kim, zekâtı gönül rızasıyla verirse zekât kendisi için bir
kefaret olduğu gibi, ateşten koruyan bir engel de olur ve korur. Hiç kimse,
verdiği zekât için gözü arkada kalmasın ve üzülmesin. Gönül hoşnutluğu duymadan
veren ve ondan daha iyisini bekleyen kimse, sünneti bilmeyen, zekâtın ecrini
kaybeden, ameli boşa giden ve çok pişman olacak olan bir kimsedir.
Sonra Allah, emaneti eda etmeyi
emretmiştir. Zira emanete ehil olmayan hüsrana uğrar. Emanet daha önce
kendilerinden daha uzun ve kuvvetli, daha yüksek ve büyük olmayan yükseltilmiş
göklere, yayılmış yerlere ve sapasağlam uzun dağlara sunulmuştu. Eğer bir şey
uzunluk, yükseklik, güçlülük ve büyüklük açısından emaneti kabulden kaçınmaya
yetseydi, onlar kaçınırlardı. Fakat o güçlü varlıklar, işin sonucundan
korktular ve kendilerinden çok daha zayıf olanın anlamadığı şeyi kavradılar,
işte bu varlık insandır "O çok zalim ve çok cahildir."(Ahzab: 72)
Muhakkak ki kulların gece ve
gündüzlerinde işledikleri hiç bir şey, yüce ve münezzeh olan Allah'a gizli
kalmaz. Kulların yapakları her şeyden tümüyle haberdar ve ilmiyle her şeyi
kuşatandır. Sizin azalarınız, Allah'ın şahitleridir. Tüm organlarınız O'nun
ordularıdır. Vicdanlarınız O'nun hafiyeleri ve halvetleriniz ona aşikârdır.