119. Hutbe
Sıffin ve
Nehrevan Savaşları'ndan sonra halkı cihada davet edince onların suskunluğu karşısında şöyle buyurdu:
"Ne bu haliniz, dilsiz mi oldunuz!
Bazıları "Ey mü’minlerin Emiri sen hareket
edersen biz de seninle hareket ederiz." deyince de şöyle buyurdu:
Size ne oluyor? Ne doğru yola girebildiniz, ne
de dilediğinizi elde ettiniz. Bu şartlarda mı savaşa çıkayım? Ancak, cesur ve
kuvvetlilerinizden oluşan, razı olduğum askerle savaşa çıkabilirim. Benim
orduyu, şehri, beytülmali, yeryüzünün toplanacak haracını, Müslümanlar arasında
hüküm vermeyi isteyenlerin haklarını gözetmeyi bırakıp, az bir askerle önceden
gönderdiğim öbür bölüğün arkasına düşmem, boş torbada sallanan bir ok gibi ses
çıkarmam doğru olmaz. Ben değirmen taşının miliyim. Benim etrafımda döner ve
ben yerimde sabitim. Ben ayrılınca da rayından çıkar, değirmen taşının
altındaki sofra sallanır (içindekiler etrafa saçılır.) Bu ise Allah'a andolsun
kötü bir görüştür.
Allah'a andolsun düşmanla karşılaşınca şehit
düşmeye ümit var olmasaydım, -keşke böyle bir şahadet bana mukadder olsaydı-
bineğimi yaklaştırır, biner, sonra sizden ayrılır ve kuzey ve güney yellen
estikçe sizi asla aramazdım. Zira siz kınayıp ayıplayanlarsınız, doğru yoldan,
birlik ve dirlikten sapanlarsınız. (Tilki gibi) kurnazlıkla davranıyorsunuz;
şüphesiz gönüllerinizin birliği olmadıktan sonra sayı çokluğunuzun bir faydası
yoktur. Sizleri öyle bir açık yola koydum ki onda sadece helak ehli olanlar
helak olur. Kim bunu takip ederse gideceği yer cennet, kim de saparsa gideceği
yer ateştir."