Kur’an-ı Kerim’in Toplanış Tarihi
 

GİRİŞ
konunun tarİhİ açıdan İncelenmesİ
1- PEYGAMBER (S.A.A)’İN KUR’AN’A VERDİĞİ ÖNEM
2- kur’an’ın resulullah (s.a.a)’e sunulması
3- hz. peygamber (s.a.a)in zamanında kur’an’ın hatmedİlmesİ
 

kur’an’ın peygamber (s.a.a)in zamanında bİr araya toplandığını gösteren Dİğer delİlleer

1- Hikmet ve Maslahatı Gözetmek:
2- Tarihî Gerçek

BİR KAÇ NOKTA
3- Peygamber (s.a.a)in Kur’an’ın Dışındaki Şeylerin Yazılmasına Engel Olması
4- Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.a)in Huzuruda Bir Araya Toplanması
5- Hz. Ali (a.s)ın Hadisi
6- Hz. Peygamber (s.a.a)’den Kalan Mushaf
7- Kur’an İslam’ın Temelidir
8- Hz. Peygamber (s.a.a)in Zamanında Varolan Mushaflar
9- Resul-i Ekrem (s.a.a)in Hayatında Kur’an’ın Yazılmasının Yaygın Oluşu
10- Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber (s.a.a)in Zamanında Bir Araya Toplayanlar
 

genel bakış
Kur’an’ın Bir Araya Toplanmasının Manası
Karileri Belli Sayılarla Sınırlandırma Hatası
Siyaset’ın Tesiri!
kur’an-İ kerİme kİtap denİlmesİ



 



Giriş

Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.a)’in zamanında bir araya getirildiğini ispatlayan bir çok delil vardır.

Bu delilleri ayrıntılı bir şekilde incelemek uzun bir zaman gerektirmektedir. Onun için burada konuyla ilgili kaynaklardan yanlızca bir kısmına değinmeye çalışacağız.

Bazı görüş sahipleri, bugün İslam ümmeti içinde var olan Kur’an’ın, ayet ve surelerinin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında şekil ve düzeninin elimizdeki Kur’an’larla aynı olduğu ve hiç bir şekilde değişmediği üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Bu görüşe göre Kur’an’ın ayet ve surelerinin sıralanışı Hz. Peygamber (s.a.a)’in denetim ve kontrolu altında olmuştur.

Haris-i Muhasebi, Hazin, Zergani, Zerkeşi, Abdussabur Şahin, Muhammed-i Gazali, Ebu Şame, Baglani,[1]  Hürr-ü Amuli[2] , Belhi, İbn-i Tavus[3]  ve Seyyid Şerefuddin[4]  gibi alimler bu görüşü savunmaktadırlar.

Doktor Sağir bu konuda şöyle diyor: “... İlmi araştırmalar, Kur’an’ın tamamının Peygamber (s.a.a)’in zamanında yazılıp-toplandığı gerçeğini ortaya kaymaktadır. Bu görüşü İbn-i Hacer de kabul etmektedir.”[5]  Yukarda adı geçenlerin dışında bu görüşe sahip olan başka alimler de vardır; ama biz şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz.

konunun tarİhİ açıdan İncelenmesİ

Kur’an’ın Resul-i Ekrem (s.a.a)in zamanında bu haliyle, herhangi bir eksiltme, artırma olmadan ve hiç bir değişikliğe uğramadan toplanmış olduğu gerçeğini ortaya koymak için konuyu üç açıdan incelememiz gerekir:

1- Peygamber (s.a.a)’in Kur’an’ı müslümanlara öğretme yolunda göstermiş olduğu  çaba okuma, hıfz ve hatmetmeye teşvik etmesi ve buna büyük önem vermesi.

Peygamberin vefatından sonra da Kur’an’a önem verilmiş, hatta Resulullah (s.a.a)’in vefatından henüz uzun bir müddet geçmeden Kur’an karilerinin sayısı onbinleri aşmıştı. Hangi yönden olursa olsun eğer Kur’an’da gerçekten en küçük bir tahrif ya da değiştirme olsaydı herkes itiraz eder, Selman ve Ebuzer gibileri buna seyirci kalmaz, karşı çıkarlardı.

2- Sahabelerin Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)e sunup, O’nun huzurunda okumaları.

3- Delilleri incelediğimizde sahabelerin daha Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur’an’ı hatmetmeye başladıklarını görmekteyiz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den Kur’an’ı hatmetmeleri için ashabı teşvik edili emirler gelmiştir. Ayrıca tarih kitapları da sahabilerden bazılarının Resulullah (s.a.a)’in sağlığında Kur’an’ı defalarca hatmettiklerini yazmaktadır.

Bütün bu deliller, bazı hadislerde rastlanan, Kur’an’ın yalnızca bir-iki şahidin gözetiminde bir araya toplandığı iddiasını kesinlikle reddetmektedir

Şimdi bu konuyu genişçe ele alalım:

1- PEYGAMBER (S.A.A)’İN KUR’AN’A VERDİĞİ ÖNEM

Emir-ul Müminin Hz. Ali (a.s) Resulullah (s.a.a)’tan şöyle nakleder: “Okuduğu Kur’an’ı hıfzeden kimseyi Allah cennete götürür. Ve ona, ateşin farz olduğu on yerde ailesine şefaat etme izni verilir.”[6] 

Bu konuda bir çok hadis naklolunmuştur. İsteyenler ilgili hadis kitaplarına başvurabilirler.[7]

Ubade b.Samit’ten şöyle naklolunuyor: “Birisi (Medine’ye) hicret ettiğinde, Peygamber (s.a.a) Kur’an öğretmemiz için onu biz sahabelerden birine teslim ederdi. Resulullah (s.a.a)’in mescidinde devamlı Kur’an tilavet olunduğu için çok gürültü olurdu. Bu yüzden birbirlerini şaşırtmamaları için Resulullah (s.a.a) Kur’an’ı yavaş sesle okumalarını buyurdu.”[8]

Başka bir hadiste ise şöyle buyurulmaktadır: “Birisi Medine’ye hicret ettiği zaman Kur’an öğrenmesi için Peygamber onu birinin yanına verirdi. Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur’an hafızları çoğalmıştı. Hatta o dönemde onlardan 70 tanesi Bi’ri Maune’de (İslam düşmanları tarafından) öldürülmüştü”.[9]

Abdulkays’ın gönderdiği elçiler Peygamber (s.a.a)’in yanına geldiği zaman Resulullah (s.a.a) Kur’an okumaları ve namazı öğrenmeleri için onların herbirinin bir müslümanın yanında kalmasını emretti. Aradan bir Cuma (bir hafta) geçtikten sonra Peygamber (s.a.a) onları (imtihan etmek için) çağırdı; daha çok öğrenmeleri gerektiğini görünce onları başkalarına teslim etti. Aradan bir Cuma geçtikten sonra hepsi Kur’an kârisi ve namaz meselelerine vakıf olmuşlardı.[10]

Yine tarih kitaplarında Resulullah (s.a.a)’in, Muaz ve Ebu Musa’yı Yemenlilere Kur’an öğretmeleri için gönderdiği yazılmaktadır.[11] 

Bir yerde de şöyle nakl olunmuştur: “Hicretten önce Resulullah (s.a.a) bu iş için Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermişti. Mekke’nin fethinden sonra ise Muaz’ı Mekke’ye gönderdi”.[12]

Bazıları İbn-i Mektum ve Mus’ab b. Umeyr’in Medine’ye gelip Kur’an öğretmeye koyulduklarını nakletmişlerdir.[13] 

Bunlardan başka Resulullah (s.a.a)’in sağlığında bir grup “Kâri”nin de  meşhur olduklarını ve hatta halk onları kârı sıfatıyla çağırdığını görmekteyiz Resulullah (s.a.a)’in döneminde birisi Ebu Derda’ya şöyle demişti: Ey Kariler! Ne oluyor sizlere; neden bizden daha korkaksınız, bir şey istendiğinde bizden daha cimrisiniz ve bir şey yediğinizde lokmalarınız bizimkinden daha büyüktür?!”[14] 

Görüldüğü gibi Bi’ri Maune öldürülenlere “Kariler” lakabı Peygamber-i Ekrem (s.a.a)in zamanında verilmişti.[15] 

Resulullah  (s.a.a)’den nakl olunan bir hadiste şöyle geçiyor: “Bu ümmetin münafıklarının çoğusu Kari’lerdendir.”[16]  Bunun sebebi, diğerlerine göre karilerin daha gururlu, kibirli ve riyalârı olmaları olabilir.

Başka bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.a)in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Derin hüzün kuyusundan Allah’a sığının.” Derin hüzün kuyusunun ne olduğu sorulduğunda Resulullah (s.a.a); “Cehennemin dibinde olan bir vadidir; cehennem(in kendisi) her gün 400 defa ondan Allah’a sığınır. Allah bu vadiyi riyakâr kariler için hazırlamıştır.”[17]  dedi.

Yine: Nakle göre müslümanlardan kim daha çok Kur’an’ı öğrenip veya toplayan veya diğerlerinden daha çok okuyan kimsenin onlar için namaz kılıp, emirlik edeceği Resulullah (s.a.a) tarafından kararlaştırılmıştı.”[18] 

Kur’an’a önem vermek Peygamber (s.a.a)in dönemine mahsus değildi. Resulullah (s.a.a)in irtihalinden sonra da Kur’an’a çok önem veriliyordu.

Ebu Ubeyde şöyle diyor: Halk her sabah İbn-i Mes’ud’un evine gelir, o da onlardan yerlerine oturmalarını isterdi. Sonra Kur’an okuyanların arasında dolaşır ve “Falanca hangi suredesin” diye sorar, o da cevap verirdi.[19] 

Emir-ul Mu’minin Ali (a.s) da Kur’an öğretiyordu. Ebu Abdurrahman Selemi (ki Asım Kur’an’ı ondan öğrenmiştir) şöyle diyor: “ Ben Kur’an’ın hepsini Ali b. Ebi Talib’in huzurunda okudum.”[20] 

Asım b. Küleyb diyor ki: “Ali (a.s) Kufe mescidinde iken bazılarının sesini işitti. Onların kim olduğunu sorduğunda; “Kur’an okuyup, onu öğrenenlerdir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar Resulullah (s.a.a)in en çok sevdiği insanlardandır”.[21] 

Hz. Ali (a.s) Kur’an okuyanlara (beyt-ul maldan) ikişer bin dinar ayırırdı.[22] 

Ve bir başka nakle göre Hz. Ali (a.s)dan şöyle buyurmuştur: Müslüman olarak doğup, Kur’an okuyan herkese beyt-ul maldan yılda 200 dinar ayrılacaktır. İsteyen onu bu dünyada alır, isteyen de ahirette.”[23] 

Ebu Musa Eş’ari, Ömer b. Hattab’ın zamanında Kur’an’ı toplayan Basra karilerini çağırdığında 300 kişi onun yanına geldiler.[24] 

İbn-i Zenceveyh şöyle diyor: Ömer b. Hattab. Ebu Musa’dan yanında olan karilerin sayısını kendisine söylemesini istedi. O da yanında 300’ün üzerinde kâri olduğunu söyledi.[25] 

Sıffin savaşına yaklaşık 30 bin kârinin katıldığı nakledilmiştir.[26]  Tabii ki bunların dışında da yine kariler vardı.

Elbette bu gibi istatistiklerde bir tür abartma görülmektedir. Hakemiyeti ileri sürenlerin mızraklara taktıkları Kur’an sayısının 500 olduğu söylenmiştir.

Mınkarî, onların arasındaki Kur’an’ların bu sayıdan daha çok olduğuna inanarak mızraklara takılan 500 Kur’an’ın büyük Kur’anl’ar olduğunu savunuyor.[27] 

Üçüncü halife Osman’ın hilafetinin sonlarında ya da Ali (a.s)ın hilafetinin sonlarında ölen Ebu Derda her zaman şöyle diyordu: “Yanımdaki Kur’an okuyanları saydığımda onların 1600’ün üzerinde olduğunu gördüm.”[28] 

Abdurrahman b. Muhammed b. Eş’as kıyam ettiğinde ordusunda öncüler vardı. Bunlara “Öncü Kari”ler diyorlardı. Kumeyl b. Ziyad, Said b. Cübeyr, Abdurrahman b. Ebi Leyla v.s. de onlardandır.[29] 

Ebu Hilal-i Askeri şöyle diyor: “Kari ve fakihlerin çoğusu kölelerdendi. Onların çoğusu İbn-i Eş’as’la birlikte Haccac’ın aleyhine kıyam etmişlerdi.”[30] 

Bütün bu hadisler müslümanların Kur’an’a, Kur’an’ı ezberlemeye ve okumaya verdikleri önemi göstermektedirler.

2- kur’an’ın resulullah (s.a.a)’e sunulması

İbn-i Mes’ud’un, Resulullah (s.a.a)e sunulan en son Mushaf’a şahid olduğu, değişen ve nasholan ayetleri bildiği rivayet edilmiştir.[31] 

Beğevi “Şerh-is Sünnet”te şöyle diyor: “Zeyd b. Sabit (Kur’an’ın) son olarak sunulmasına şahid olanlardandı. Nasholan ayetlerle ve nasholmayanlar belli olmuştu. Zeyd b. Sabit onu yazarak Resulullah (s.a.a)’e gösterdi. Ve ömrünün sonuna kadar, halkı ona uymaya davet etti. Bunun için Ömer ve Ebu Bekr, Zeyd b. Sabit’e itimat etmiş, Osman da mushafları yazma işini ona bırakmıştı.[32] 

Rağib, Ubey b. Kaab’tan şöyle naklediyor: “...Halk onun (Zeyd’in) kıraatını benimsedi. Çünkü o Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)e sunan ve okuyan en son kişi idi.”

İbn-i Abbas şöyle diyor: “Ben Peygamber (s.a.a)in en son konuşma ve amelini ölçü ediniyor ve onu alıyordum”.[33] 

Zerkeşî Zehebi’den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)e sunanlar 7 kişidir: Osman b. Affan, Ali (a.s), Ubey, İbn-i Mes’ud, Zeyd, Ebu Musa ve Ebu Derda”[34] 

Naklettiğimiz bu görüşlerin içinde Beğevi’nin Zeyd b. Sabit hakkındaki sözü şüphelidir. Çünkü özellikle Muhammed b. Kâ’b onu Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı toplayanlardan saymamıştır.

3- hz. peygamber (s.a.a)in zamanında kur’an’ın hatmedİlmesİ

Elimizdeki bazı hadisler Resul-i Ekrem (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın hatmolunduğunu ispatlamaktadır. Şimdi bunlardan bazı örnekler verelim.

«Resulullah (s.a.a), Abdullah b. Amr b. As’ın Kur’an’ı yedi gecede veya üç defada hatmetmesini buyurdu. Halbuki o Kur’an’ı her gece hatmediyordu. Bu olay meşhur olup Ehl-i Sünnet’in hadis kitaplarında mevcuttur.[35] 

«Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî’den şöyle naklolunuyor: “Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı hatmedenlerin içinde Osman b. Affan, Ali b. Ebi Talib ve Abdullah b. Mesud da vardı.”[36] 

“Kâri” lakabıyla meşhur olanlardan bir diğeri de Said b. Ubey idi.[37] 

«Resulullah (s.a.a) Saad b. Münzir’e Kur’an’ı üç merhalede okumasını buyurdu ve o da ölünceye kadar öyle yaptı.[38] 

«Resulullah (s.a.a) Kays b. Ebi Sa’saa’ya, Kur’an’ı 15 merhalede okumasını emretti.[39] 

Arbas b. Sariye’nin merfua hadisinde şöyle naklolunmuştur: “Kur’an’ı hatmeden -ya da toplayanın- duası kabul olur.”[40] 

Tirmizi ve başkaları şöyle naklediyorlar: “Allah’ın en çok sevdiği amel, konakladığı yerde durmamak devamlı Kur’an’ı baştan sona okumakdır.[41] 

«Şeyh Saduk’un, Kur’an-ı Kerim’in tahrif olmadığına delil olarak başlıca Kur’an’ın hatminin sevabı, Kur’an bir gecede okunmasını ve Kur’an’ın üç günden az hatmolunmasını nehyeden hadisleri göstermektedir.[42] 

Resulullah (s.a.a)’den şöyle rivayet ediliyor: “Allah kullarından birisi Kur’an’ı hatmettiği zaman, hatimden sonra 70 bin melek ona selam gönderir.”[43] 

«Yine Peygamber (s.a.a)’den şöyle naklediliyor: “Kur’an’ı hatmedenin duası kabul olur.”[44] 

«Melekler, Kur’an’ı hatmeden kimseye sabahtan akşama kadar selam gönderirler. Eğer Kur’an’ı akşam üstü hatmederse melekler akşamdan sabaha kadar ona selam gönderirler.[45

«“Kur’an’ı yedi merhalede okuyan kimse mukarreblerin amelini yapmış olur. Beş merhalede okuyan sıddıkların amelini yapmış olur...”

Cabir b. Abdullah şöyle naklediyor: “Kur’an’ı okuyan ve toplayanın duası Allah katında kabul olur.”[46] 

«Hz. Peygamber (s.a.a)’den şöyle rivayet ediliyor: “Kur’an’ı hatmettikten sonra şöyle dua edin: Allah’ım kabirdeki vahşetimde onu benimle birlikte kıl”.[47] 

«Peygamber (s.a.a) Kur’an’ı hatmettiği zaman ailesini yanına çağırır ve dua buyururdu.[48] 

«Kur’an okumaya başlandığında Fatihat-ul Kitab’ın (Fatiha suresi) okunmasına şahid olan kimse Allah yolundaki fetihe şahid olan kimse gibidir. Ve onun hatmedildiğine şahid olan da ganimetlere tanık olan kimse gibidir.”[49] 

«Resulullah (s.a.a) Kur’an’ı hatmettikten sonra şöyle buyururdu: “Allah’ım Kur’an’ın hürmetine bana merhamet et.”[50] 

Resul-u Ekrem (s.a.a) buyuruyor ki: “Kur’an’ı yedi (gün veya merhale)den çok okumayın (en fazla yedi günde bitirin).”[51] 

«Resulullah (s.a.a) Kur’an’ı hatmettikten sonra her zaman onun evvelinden beş ayet daha okurdu.[52] 

Bütün bu hadisler Kur’an’ın Hz. Peygamber (s.a.a)in zamanında toplatıldığını, başlangıç ve sonunun belli olduğunu ortaya koymaktadır.

«İbn-i Abbas, Kur’an’ı Ubey’in yanında okudu ve Kur’an’ı hatmettikten sonra ona şöyle dedi: “Fatiha’yı ve Bakara suresinden beş ayet daha oku. Çünkü Kur’an’ı Peygamber (s.a.a)in yanında hatmettiğimde bana böyle yapmamı buyurmuştu.”[53]

«Tabersi şöyle diyor: “Abdullah b. Mes’ud, Ubey b. Kaab ve diğer bir grup sahabe Kur’an’ı bir çok defa Resulullah (s.a.a)in huzurunda hatmetmişlerdi.”[54] 

Resulullah (s.a.a)’in her zaman Kur’an’ı hatmettikten sonra ayakta dua ettiği nakledilmiştir.[55] 

Bu hadisler Kur’an-ı Kerim’in, Resulullah (s.a.a)in hayatında bir araya toplanmış olup başlangıç ve sonunun da belli olduğunu göstermektedir.

kur’an’ın peygamber (s.a.a)in zamanında bİr araya toplandığını gösteren Dİğer delİlleer

Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.a)’in hayatında toplandığını ortaya koyan delillerin önemlilerinden bir kısmını burada açıklamaya çalışacağız:

1- Hikmet ve Maslahatı Gözetmek:

Kur’an’ın, Peygamber (s.a.a)in ümmeti için bir delil olduğu, onun davetinin esasını oluşturduğu ve Allah Teala tarafından nazil olan farizaların bulunduğu bir kitap olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda, Resulullah (s.a.a), eğer Kur’an’ın toplanmasına önem vermeyip ayetleri düzenlemeden bıraksaydı, okunmasını emretmeseydi ve arapların kıraatlarından caiz olanını caiz olmayan kıraatlardan ayırmasaydı, şüphesiz bu iş hikmet ve maslahata ters düşerdi.

Belhi ve Seyyid b. Tavus’un dediği gibi bu musamahayı normal bir müslümanın yapması düşünülemezken, Resulullah (s.a.a)in yaptığını söylemek nasıl düşünülebilir.[56] 

İmam Şerefuddin şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a)’i Hatem-ul Enbiya olarak tanıyan ve onu Allah ve Kur’an’a önem verme hususuna Allah’ın kullarına en büyük öğütçü olduğunu onun ümmetinin geleceğini düşünüp, uzak görüşlü olduğunu ve hikmetin doruğunda bilen herkes Resulullah (s.a.a)ın Kur’an’ı dağınık ve birbirinden ayrı olarak bırakıp gitmesinin imkansız olacağını itiraf edecektir.”[57] 

2- Tarihî Gerçek

Ressulullah (s.a.a)in vahyi yazan katiplerinin olduğunda hiç kimse şüphe edemez. Resulullah (s.a.a), o katipleri sırf bu iş için tutmuştu. Tarihçiler bu katiplerin adlarını yazmış, bazıları onların sayısının 42’ye ulaştığını söylemişlerdir.[58] 

Tarih kitaplarının dışında bir çok hadisde bu gerçeği açıklamıştır. Allah Teala’nın buyurduğu “Allah’tan gönderilmiş -bir elçi- (ki) tertemiz sahifeleri okumaktadır.” (Beyyine/2) ayeti de Kur’an’ın sahifeler üzerinde bir araya toplandığına değinmektedir. O hadislerden bazılarını aşağıda nakledeceğiz:

Zeyd b. Sabit’ten şöyle naklediliyor: “Ben Resulullah (s.a.a)e gelen vahiyleri yazardım. O vahyi ağır şartlar altında alırdı ... Sonra ben (yazmak için) bir şey getirirdim. Peygamber söyler ben de yazardım ... (Vahyi) yazdıktan sonra Peygamber “oku” diye buyururdu. Eğer bir yanlışlık olsaydı onu kendileri düzeltir, sonra da halka verirlerdi.”[59] 

Bu hadis, Kur’an ayetlerinin yazılışını bizzat Peygamber (s.a.a)in kendisi yakından takib edip kontrol altında tuttuğunu ve onlarda yapılan yanlışlıkları düzelttiğini ortaya koymaktadır.

Peygamber (s.a.a), ne zaman vahy nazil olsa Zeyd veya bir başkasını çağırır, onu yazmasını emrederdi.”[60] 

Buerra, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)in kendisine şöyle buyurduğunu nakleder: “Zeydi çağırın yazım araç gereçleriyle beraber yanıma gelsin. Zeyd geldi ve Peygamber (s.a.a) ona buyurdu ki: Yaz şunu “Mü’minlerden özrü olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir.” (Nisa/95)[61] 

Hatta bir çok hadise göre: “Cebrail (a.s) daima bunu (ayet ya da sureyi) falan yere koyun derdi.”[62] 

İbn-i Abbas şöyle diyor: “Resulullah (s.a.a)e vahy inince onu yazması için birini çağırırdı. Sonra da; “Bu ayeti falan sureye yerleştirin, çünkü filan konu orada zikrolunmuştur” diye buyururdu.”[63] 

Buna benzer bir hadis de Osman b. Affan’dan nakledilmiştir.[64] 

Bu meseleye delil teşkil edecek diğer bir hadis Osman b. Ebi-l As’ın hadisidir.[65] 

Yine İbn-i Abbas ve Süddî gelen başka bir hadis de bunu tasdik etmektedir.[66] 

BİR KAÇ NOKTA

A- Kur’an’ın yazılmasına Mekke’de başlanmıştır. Ömer b. Hattab’ın İslam’ı kabul etmesi olayı da iddiamızı ispatlamaktadır. Olay şöyledir: “Ömer b. Hattab kız kardeşinin evinde Kur’an’ın bir bölümünün yazılı olduğu iki sahife buldu. Bu Kur’an sahifelerini kendine okuması için birisine verdi. O da Kur’an’ı Ömer’e okudu. Bunun üzerine Ömer müslüman oldu.”[67] 

Askalani ve diğerleri, Mekke’de Kur’an’ı ilk olarak Abdullah b. Saad b. Ebi Serh’in yazdığını söylemekteler.[68] 

İbn-i Kesir, vahyi ilk yazan kişinin Ubey b. Kaab olduğu iddiasının haşiyesinde şöyle diyor: “Hayır; böyle değil, çünkü Ubey b. Kaab Mekkî sureler nazil olduğunda yoktu. Sahabe onları Mekke’de yazmışlardı.”[69] 

B- Müslümanlar Kur’an’dan yazdıklarını büyük bir ihtimale göre beraberlerinde Medine’ye götürmüşlerdir. Bu yüzden bazen Mekki ayetler medenî surelerde bazen de bunun tersi olmaktadır. Gerçi, onlar bu ayetleri ezberleyip, sonra Medine’ye hicret ettiklerinde orada yazmiş oldukları da söylenebilir.[70] 

C- Resulullah (s.a.a)e ilk vahiy nazil olduğunda kalem vesilesiyle okuma ve yazma konusu gerçekleşiyordu. Hatta; Kur’an’ın, bir parçanın üzerine yazılı halde nazil olduğu da söylenmiştir.[71] 

İlk nazil olan ayetler şunlardır: “Yaratan Rabbin’in adıyla oku. O insanı bir alaktan (kan pıhtısından) yarattı. Oku; Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.” (Alak/1-4)

Görüldüğünüz gibi, Kur’an, burada kaleme işaret etmektedir. Bir başka ayet-i kerime’de ise kaleme ve yazan şeye yemin ettiğini görmekteyiz: “Andolsun kaleme ve yazdıklarına” (Kalem/1)

Yine Çeşitli yerlerde kalem, Kur’an sahifesi vs. gibi yazma aletlerinden söz etmektedir.

3- Peygamber (s.a.a)in Kur’an’ın Dışındaki Şeylerin Yazılmasına Engel Olması

Ehl-i Sünnet alimleri Resulullah (s.a.a)in Kur’an’ın dışındaki şeylerin yazılmasını engel olduğunu nakletmektedirler: “Benden yanlızca Kur’an’ı yazın. Birisi  benden Kur’an’ın dışında bir şey yazarsa onu yokedin.”[72] 

Bize göre bu hadis sahih değildir. Bunun sahih olduğunu farz etsele bile, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in bu sözü yanlızca kendi huzurunda vahyi yazan yazıcılar için buyurmuş olduğunu kabul etmeliyiz. Çünkü; Resulullah (s.a.a)’in tefsir ve yorumları Kur’an’la birbirine karışmamalıydı. Eğer böyle bir karışma olsa insanların bir çok hataya düşmesine sebep olur, hatta bazılarını Kur’an’a kendi yanlarından bir şeyler eklemeye teşvik edebilirdi.

Bu hadis, bazılarının zannettiği gibi, Hz. Peygamber (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın dışında hiç bir şeyin yazılmadığı anlamına gelmediği gibi delil de teşkil etmez.[73] 

4- Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.a)in Huzuruda Bir Araya Toplanması

Zeyd b. Sabit şöyle diyor: “Biz Resulullah (s.a.a)ın yanında Kur’an sayfalarını (Vahiy yazıldıktan sonra) bir araya getirirdik.”

Hakim şöyle diyor: “Bu söz Kur’an’ın Resulullah (s.a.a)in zamanında bir araya getirildiğini açıkça ispat etmektedir.”

Bir başka hadiste de Hakim, Zeyd’den şöyle naklediyor: “Biz Resulullah (s.a.a)’in huzurunda Kur’an’ı bir araya toplardık...”[74] 

5- Hz. Ali (a.s)ın Hadisi

Emir-ul Mü’minin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu naklediliyor: “Resulullah (s.a.a)’den yalnızca Kur’an’ı yazdık ve yine bu sahifede olanı....”[75] 

Bu hadise göre Resul-i Ekrem (s.a.a)’in sözlerinin çoğunun yazıldığı için bu hadis hakkında söylenecek çok söz var. Ancak konuyu araştırmayı başka bir zamana bırakıyoruz.

6- Hz. Peygamber (s.a.a)’den Kalan Mushaf

Bazı hadislerin açıkladığı üzere Resulullah (s.a.a)’in evinde dinlenme yerinde, bir Mushaf vardı.[76] 

Resul-i Ekrem (s.a.a) Emir-ul Müminin Ali (a.s)’a Kur’an’ı alıp, toplamasını emiremişti. İmam Ali (a.s) bu konuyu şöyle açıklıyor: “Resulullah (s.a.a) nazil olan bütün ayetleri bana okuyor ben de onları yazıyordum.”

7- Kur’an İslam’ın Temelidir

Tarihçiler şöyle diyorlar: Resulullah (s.a.a)’in antlaşmalarını, hurma ağaçlarının ürünlerinin değerlendirmesini ve borç edinilen paraları yazan katipleri vardı. Resulullah (s.a.a) katiplerden Hudeybiye savaşından bir yıl önce İslam’ı kabul edenlerin hepsinin isimlerini yazmalarını istemişti. Bunun üzerine Muaz da 1500 kişinin adını yazmıştı.

Buna ilave olarak müslümanların (savaşla ilgili konuları ve savaşa katılanların adlarını yazmak için) ordu içinde de katipleri vardı.[77] 

Acaba Resul-i Ekrem (s.a.a)’in bu gibi konuların yazılmasına önem verirken Kur’an’ın yazılmasına önem vermemesi düşünülebilinilir mi?! Halbuki Kur’an İslam’ın temelidir. Alınan borçları yazmak Resulullah (s.a.a) için Kur’an’ı yazmaktan daha mı önemliydi? Acaba Kur’an’ın dağınık bir şekilde kağıt ve levhalar üzerine yazılmış olması mı yoksa düzenli ve toplu bir hadle olması mı daha iyiydi? Böyle bir düzensizlik normal bir insandan beklenmezken, bütün işlerin düzenleyicisi ve bir ümmetin önderi olan peygamber (s.a.a)’den asla beklenilmez?

8- Hz. Peygamber (s.a.a)in Zamanında Varolan Mushaflar

Bazı hadisler, Resulullah (s.a.a)in zamanında bazı sahabilerde Kur’an’ın tamamının bazılarında da bir bölümünün bulunduğunu ortaya koymaktadır. Sahabiler ise onları okuyup, sonra da başkalarına veriyorlardı. Resulullah (s.a.a) de o sahifelerin düzeni hususunda bazı emirler vermişti.

Meseleye genel olarak baktığımızda diyebiliriz ki, eğer o zaman Kur’an’ın yazılmış ve toplanması insanın aklına gelen manada olmasaydı böyle sayfaların da olmaması gerekirdi. Ve onlara “mushaf” ya da “mesahif” denilmesinin de yine bir anlamı olmayacaktı. Ayrıca hadislerde vurgulandığı üzere bu sayfaların arasındaki ihtilafların da (Mesafih-i Secistani ve Zencani’nin Tarih-ul Kur’an’ı vs. de bu ihtilaflara işaret edilmiştir.) manası olmazdı.

Hatta Amudi, sahabilerin zamanındaki meşhur mushafların Resulullah (s.a.a)e  sunulmuş olduğunu bile iddia ediyor.[78] 

Resulullah (s.a.a)in zamanında “mushaf” ya da “mushaflar”ın olduğunu açıkça ispatlayan bazı hadisler bu iddiayı teyid etmektedirler. Örneğin:

1- Ukbat b. Amir babasından, o da Resulullah (s.a.a)’den şöyle naklediyor: “Allah’ın Kitabı’nı öğrenin, ona bağlanın, ona sahip çıkın, onu kendinize nağme edinin. Canım elinde olan Allah’a andolsun, eğer böyle yaparsanız aklınız onu çabucak alır.”[79] 

2- Muhacir b. Habib “Resulullah’tan (s.a.a) şöyle naklediyor: “Ey Kur’an Ehli; Kur’an’ı duvara asmayın, onu gece ve gündüz hakkıyla tilavet edin, onu nağmeniz edinin, ona sahip çıkın, ondakileri zikredin, umulur ki kurtuluşa eresiniz.”

Bu hadisin mürsel olduğunu da hatırlatalım. Ebu Ubeyd şöyle diyor: “Onu nağmeniz edinin” cümlesinden maksat Kur’an’ı, kendinize sermaye yapın. “Ona sahip çıkın” cümlesinden amaç ise, Kur’an’ı mal topladığınız gibi toplayın ve kendi servetiniz olarak hesaplayın[80]  demektir.

3- Abdullah b. Amr şöyle diyor: “Birisi oğlunu Resulullah (s.a.a)in yanına getirerek: “Ya Resulellah benim oğlum gündüzleri Kur’an okuyor, geceleri de yatmıyor” demesi üzerine Resulullah (s.a.a) ona; “Acaba çocuğunun gündüzleri zikretmesi (Kur’an okuması), geceleri de sağlıkla olarak ihya etmesi hoşuna gitmiyor mu? diye cevap buyurdu.[81] 

4- Osman b. Abdullah-i Avs Hz. Peygamber (s.a.a)in şöyle buyurduğunu naklediyor: “Kur’an’ı mushafın yüzünden okuyana iki bin hasene verilir. Eğer mushafın yüzünden okumazsa -zannediyorum şöyle buyurdu- 1000 hasene verilir.”[82] 

5- Avs-i Sakafi Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı musahfın yüzünden okumayan (ezbere okuyan) için bin derece vardır. Ama mushafın yüzünden okuyanın derecesi ise iki bine ulaşır.”[83] 

6- Aişe’den gelen bir merfua hadiste şöyle naklediyor: “... Mushaf’a bakmak ibadettir.”[84] 

7- İbn-i Mes’ud’un merfua hadisi de şöyledir: “Allah ve Resulü’nün sevgisini kazanmak isteyen ilahi ayetleri mushafın yüzünden okusun. (Bu hadisin Münker hadis olduğu söylenmektedir.)[85] 

8- Beyhaki Hasan’ın senedine dayanarak İbn-i Mes’ud’a ait bir hadiste ... şöyle naklediyor: “Kur’an’a sürekli bakın”.[86] 

9- Abdullah b. Zübeyr Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı ezberden ya da bakarak okuyana (Allah) cennette bir ağaç verir.”[87] 

10-      Ebu Said-i Hudri, Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Gözlerinizin ibadeti vardır, o ibadeti ona verin.” Gözün ibadetinin ne olduğu sorulduğunda: “ Kur’an’a bakmak, onun üzerinde düşünmek ve ondan ibret almaktır.”[88]  buyurdular.

11-      Resulullah (s.a.a)den şöyle naklolunuyor: “Hiç bir şey şeytana, Kur’an’ı düşünerek okumaktan daha acı gelmez”.[89] 

12-      Resul-i Ekrem (s.a.a) Müşrikler mushaflardan birşey çalmasınlar diye mushafların küfür diyarlarına götürülmesini yasaklıyordu.

Bazı hadislerde “Mushaf” kelimesi yerine “Kur’an” kelimesi kullanılmıştır. Suyuti, İbn-i Kuteybe ve Mu’tesir’in sahibi “Kur’an” kelimesinin “Mushaf” anlamına geldiğini söylüyorlar.[90] 

13-      Ebu Ümame, Resulullah (s.a.a)den şöyle nakl ediyor: “Bu duvara asılmış mushaflar sizleri mağrur etmesin. Çünkü Allah, Kur’an’ı kalbine yerleştirene azap etmez”.[91] 

14-      İbn-i Abbas Resul-i Ekrem (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Sürekli Kur’an’a bakan insan ölünceye kadar kör olmaz.”[92] 

15-      Osman b. Ebu-l As, Resulullah (s.a.a)den şöyle nakleder: “Temiz olmadığın zaman Kur’an’a dokunma.” Bu hadisin bir benzerini de Hekim b. Hezam ve İbn-i Ömer Resulullah (s.a.a)’den  nakletmişdir.[93] 

16-      Ebu Derda Peygamber (s.a.a)’den şöyle naklediyor: “Camileri süsleyip, Kur’anları bezediğiniz zaman felakete uğrarsınız.”[94] 

17-      İbn-i Mace ve diğerleri Enes’ten -merfu olarak- şöyle naklediyorlar: İnsan kabirde iken yedi şey mükafatını beraberinde getirir. Onlardan biri mushaf’ı miras bırakan kimsedir.”[95] 

18-      Resulullah (s.a.a)’den şöyle naklolunuyor: “Bir zaman gelecek ki Kur’an bir gecede kalplerden ve mushaflardan silinecek”.[96] 

19-      Enes b. Malik Resul-u Ekrem (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Allah, Kur’an’ı bilinçli bir şekilde çocuğuna öğretenin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Ve ona yalnızca Kur’an’ı öğreteni ise kıyamet gününde dolun ay gibi haşredecektir...”[97] 

20-      Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Dünyada dört şey yalnız kalır: Zalimin göğsündeki Kur’an, içinde namaz kılınmayan cami, evlerde olup da okunmayan Kur’an ve layık olmayan halkın içine düşmüş salih insan”[98] 

Yukarıda kaydettiğimiz hadislere ilave olarak tarihte bazılarının Resul-i Ekrem (s.a.a)den mushaf istediklerini ve Resulullah (s.a.a)in de buna olumlu cevap verdiğini yazmaktadır. Osman b. Ebu-l As’ın hadisi bunun en açık örneğidir: “Sakif’in elçisi Resulullah (s.a.a)in yanına geldiğinde giderek ondaki mushafı istedim. O da mushafı bana verdi....”[99] 

9- Resul-i Ekrem (s.a.a)in Hayatında Kur’an’ın Yazılmasının Yaygın Oluşu

Kur’an’ın Peygamberin zamanında var olduğunu ispatlayan hadisler’den başka, Kur’an’ın yazılmasının o dönemde yaygın olduğunu ortaya koyan hadisler de vardır; şimdi de onlara yer vermeye çalışacağız:

1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Kur’an üzerinde düşünmenin fazileti ile onu yüzünden okumanın fazileti arasındaki fark, farzlar ile müsteheplar arasındaki fazilet farkı gibidir.” Suyuti bu hadisin sahih bir hadis olduğunu söylemektedir.”[100] 

2- Ebu Derda’nın marfu hadisi şöyledir: “Günde iki yüz ayeti düşünerek okuyan birisi kendi çevresindeki 7 kabire (ölen kimseye) şefaat edebilir.”[101] 

3- Resulullah (s.a.a) bir hadiste şöyle buyuruyor: “Ümmetimin en üstün ibadeti Kur’an’ı düşünürek okumaktır.”[102] 

4- Enes, Resulullah (s.a.a)’den şöyle naklediyor: “Kur’ana bakarak ve düşünerek okuyan kimse gözlerinden faydalanmış olur.”[103] 

5- Aişe, Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Kur’an’a saygı gösterin, onu taş ve kesek üzerine yazmayın. Kur’an’ı silinebilecek şeylerin üzerine yazın. Onu ağız suyuyla silmeyin, yalnız tabiî suyla silin.[104] 

6- İbn-i Zübeyr Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı ezberden hatmedene veya yüzünden hatmedene Allah cennette bir ağaç verecektir.”[105] 

7- Huzeyfe Resulullah (s.a.a)’den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı hatmedinceye kadar tertiliyle veya bakarak ve üzerinde düşünerek okuyana, bu ameli için Allah cennette bir ağaç diker”[106]

8- Muaz, Resulullah (s.a.a)den şöyle naklediyor: “Kur’an’ın yazılarını (eserlerini) ayaklarınızla silmeyin.”[107] 

9- Ömer b. Abdulaziz diyor ki: “Resulullah (s.a.a) yerde olan Kur’an yazısının yanından geçiyordu«  (onu öylece yerde görünce) şöyle buyurdu: “Bunu yapan Allah’ın rahmetinden uzak olsun.” Daha sonra; “Kur’an’ı layık olduğu yere koyun.” diye buyurdu.[108] 

10- Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber (s.a.a)in Zamanında Bir Araya Toplayanlar

Tarihçiler ve yazarlar, “Biz Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)in zamanında bir araya topladık” diyen bir grup sahabiden sözetmektedirler. Yine “iki-üç surenin dışında bütün Kur’an’ı topladık” diyen sahabelerin de adlarını yazmışlardır.

Kur’an’ın bir araya toplanmasından amaç, onun dağınık olmadığı anlamına gelmektedir. Sahabiler ya da onlardan bir grup farklı zamanlarda nazil olan Kur’an’a ulaşmak, önceki ayetlerle sonra nazil olanları birbirine eklemek için büyük çaba harcıyorlardı. Onlar Kur’an’ı toplamaya çok önem veriyordu. Ayetleri bir araya getirip, toplamak, yeni nazil olan ayetleri önceki ayetlere eklemek ancak yazmakla mümkün oluyordu.

“Kur’an ezberlenerek toplanıyordu” sözü doğru değildir. Çünkü Peygamber (s.a.a) hayattayken onlarca Kur’an hafızı vardı. Onlardan 70’i Bi’ri Maune’de öldürülmüştü. Gerçi bu sayıda tereddütümüz var ve bunu kabul etmiyoruz.[109]  Ama ileride de göreceğiniz gibi Resulullah (s.a.a)in vefatından daha bir kaç ay geçmemişti ki Yemame vakıasında da buna benzer sayıda Kur’an hafızlarının öldürüldüğü, hatta ölenlerin 400 ya da 500 kişiye yakın olduğu söylenmektedir.

Urvet b. Zübeyr, Ebu Bekr’in niçin Kur’an’ı bir araya toplamaya giriştiği hakkında şöyle diyor: Yemame’de öyle kimseler öldürüldü ki, Resulullah (s.a.a)’ın ashabından ve Kur’an’ı biraraya toplayanlardandılar.[110] 

Kur’an’ı bir araya toplayanlardan kabul edilen bu grubun kendilerine mahsus mushafları da vardı. Örneğin Zeyd, İbn-i Mes’ud, Hz. Ali (a.s), Ubey gibilerin kendilerine ait mushafları vardı. Hatta bu mushaflardan bazıları onların ölümünden yüz yıllar sonra bile mahfuz kalmıştı.[111] 

Bu mushaflar, Resulullah (s.a.a)in zamanında halkın arasında mevcut olan diğer mushafların dışındadır.

Bu yüzden eğer Yemame savaşında ölenlerin sayısını ileride değineceğimiz hadislerde ki sayılara eklersek dikkat çekici bir rakam elimize geçecektir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sözü geçen mushaflar arasında, bir-iki surenin noksan olması gibi ayet ve surelerinin düzeni açısından bazı küçük farklar olabilir. Ama bunun ispat etmek istediğimiz şeyle herhangi bir çelişkisi yoktur; aksine onu tekid ve ispat etmektedir. [Çünkü onların genelinin birbirleriyle uyumlu olması ayet ve surelerin düzenine verilen önemi göstermektedir.]

Aşağıda Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı kimlerin biraraya topladığını açıklayan bazı hadisleri kaydedeceğiz.

Kuatade şöyle diyor: “Enes b. Malik’ten Resulullah (s.a.a)in zamanında kaç kişinin Kur’an’ı topladığını sorduğumda şöyle cevap verdi: 4 kişi; onların hepsi Ensardan idi: Ubey b. Kaab, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit, Ebu Zeyd. Ve biz de bunu onlardan miras aldık.”[112] 

Kitab-us Sindi’nin haşiyesinde şunlar yazılıdır: “Enes’in yukarıdaki sözden amacı “ben bu dört kişinin dışında kimseyi hatırlamıyorum”dur. Veya “Evs kabilesinden yalnızca bu dört kişi aklımda kalmıştır.” demek istiyor. Çünkü sahabilerden bir çoğunun Kur’an’ı biraraya getirmeye büyük önem verdikleri bilinmektedir (ki bu da Enes’ten rivayet edilen söze ters düşmektedir).”[113] 

Kurtubi Enes’in sözünü şu şekilde açıklıyor: “Enes’in bu sözden maksadı yalnız Ensar’dan olanlardır. Çünkü sahabilerden başka bir grup da Kur’an’ı toplamaya önem veriyordu. Örneğin: Osman b. Affan, Ali (a.s), Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Amr b. As, Salim Mevla Ebi Huzeyfe.[114] 

Ebu Ömer, Kays b. Seken’in tercümesinde onun Ebu Zeyd olduğunu zannnediyor. Ebu Ömer’in dışındaki bazıları da aynı görüşteler.[115]  Ama başka bir gruba göre “Ebu Zeyd, Said b. Ümeyr’dir”. Gerçi ona “Sabit” veya “Kays b. Seken” de denildiğine inanmaktadırlar.[116] 

Merzbani ve bazıları ona “Sabit” diyor ve Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı bir araya getiren altı kişiden biri olduğunu kabul ediyorlar.[117] 

Buna rağman İbn-i Abdulbirr’in, Kur’an’ın Resulullah (s.a.a)in zamanında Zeyd tarafından toplandığı hususunda bir grubun şüphe ettiğini gösteren görüşlerini naklettiğini görmekteyiz.

O şöyle diyor: ...Bir grup İbn-i Şahab’ın hadisini delil göstererel itiraz etmişler. İbn-i Şahab Ubeyd b. Sebbak’tan, o da Zeyd b. Sabit’ten şöyle naklediyor: “Yemame’de Kur’an karileri öldürüldükten sonra Ebu Bekr bana Kur’an’ı biraraya toplamamı emretti. Ben de bu işe koyularak Kur’an’ı tahtalardan, mektuplardan ve hafızlardan yararlanarak topladım. Hatta Tevbe suresinin son ayetini Huzeyme ya da Ebu Huzeyme adlı birisinde buldum. Bazıları bu hadis hakkında şöyle diyorlar: “Eğer Kur’an Resulullah (s.a.a)in zamanında toplanmış olsaydı Zeyd onu kendi hafızasından yararlanarak toplar ve başka şeylerden yararlanmasına gerek kalmazdı.[118] 

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Muhammed b. Ka’b el-Kurazî, Zeyd’den başkasını Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)in zamanında toplayanlardan saymamıştır.

İbn-i Abdulbirr’in sözü yine tartışılabilir. Şöyle ki, Zeyd’in kendi hafızasındakilere dayanmadan Kur’an-ı Kerim’i toplamaktaki hedefi, halka, kendi re’yine göre haraket etme gibi herhangi bir diktatörlüğünün olmadığını ispatlamak olabilir. Muhammed b. Kaab-i Karzi, İbn-i Mes’ud ve Hz. Ali (a.s) gibiler Kur’an’ı biraraya getirdikleri halde onları da zikretmemiştir. Ancak bu eleştiri ihtimalden başka bir şey olmadığı için bir şeyi ifade etmez. Çünkü Muhammed b. Kaab’ın amacı, ensardan Kur’an’ı biraraya getirdiklerini bildiği kimselerin ismini saymak olabilir.

Ayrıca İbn-i Mes’ud, Kur’an’ı toplama görevinin Zeyd’e verilmesine ve onun bu işe ehil olmadığını vurgulamak için karşı çıkıyor ve şöyle diyor: “İbn-i Mes’ud Kur’an’ın 70 suresini Resul-i Ekrem (s.a.a)in mübarek ağzından işitmiştir. Ama Zeyd o zamanlar çocuklarla oynuyordu.”[119] 

Buna göre, İbn-i Abdulbirr’in söyledikleri güçlü bir görüş olarak kalıyor. Herhalukârda, Enes’in rivayeti bu konudaki tek rivayet değildir. Bu konuda İbn-i Sirin’den de bir hadis naklolunmuştur; buna benzer bir soru onda da söz konusudur. Çünkü o da önceki hadiste adı geçenleri saymıştır; ancak şu ikisinde ihtilaf vardır:   Ebu Derda (bir söylentiye göre de “Osman”.), Temim-ud Dar.[120] 

Bir başka hadiste, Şa’bi: “Kur’an’ı bir araya getirenlerin 6 kişi olduğunu nakledrek.” Yukarıdakilere Ebu Derda ve Said b. Ubeyd’de eklemiştir.[121] 

Muhammed b. Kaab-i Karzi’den şöyle naklolunuyor: “Onlar 5 kişiydiler: Muaz, Ubey, Ebu Derda, Ubadet b. Sabit. Ebu Eyyub-i Ensari.[122] 

Ubade b. Sabit, Ubadet-i Samit’in hatalı yazılışıdır. Ubadet b. Sabit hakkında sahabelerin biyografisinde bir şey bulamadık. İbn-i Nedim Şa’bi ve Enes’in söylediklerine ilave olarak Emir-ul Müminin Ali (a.s)’ı ve Ubeyd b. Muaviye’yi de eklemiştir.[123] 

Ali b. Ribah şöyle diyor: “Resulullah (s.a.a)in zamanında Ali b. Ebi Talip ve Ubey b. Kaab Kur’an’ı bir araya getirmiştir.”[124] 

İbn-i Hebban da Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın Ubey b. Kaab tarafından bir araya toplandığını söylemektedir.[125] 

Hz. Ali (a.s)dan şöyle naklediliyor: “Resulullah (s.a.a)den yalnızca Kur’an’ı ve bir de bu sahifede olanı yazdık.”[126] 

İbn-i Habib ise Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı toplayanların şunlar olduğunu söylüyor: “Ebu Derda, Zeyd b. Sabit, Ebu Zeyd, Sabit b. Zeyd, Ubey, Muaz ve Saad b. Ubeyd.”[127] 

Saad b. Ubeyd galiba daha önce adı geçen Said’le farklı kişilerdir.[128] 

İbn-i Saad şöyle diyor: “Kufeliler’in naklettiğine göre o, Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)in zamanında bir araya getirenlerden birisidir.”[129] 

Kur’an’ı biraraya getirdiği söylenenlerden bazıları da şunlardır:

Kays b. Ubey Sa’saa, Amr b. Zeyd-ul Ensari, el-Bedri.[130] 

İbn-i Esir de şunları nakletmektedir:

Kays b. Seken, Ümm-u Varakat b. Nevfel.

(Ve bir görüşe göre de Abdullah b. Haris’in kızı, da Kur’an’ı biraraya getirmiştir.)[131] 

Biyografilerde ve diğer bazı kitaplarda Kays b. Seken’in Kur’an’ı toplayanlardan biri olduğu yazılmıştır.[132]  Yine Ümm-u Varakan’ın da onlardan olduğunu beyan etmişlerdir.[133] 

Mecma b. Harise’nin de Resulullah (s.a.a)in zamanında bir-iki surenin dışında, Kur’an’ı topladığını şöyle açıklıyorlar: “Resulullah (s.a.a) irtihal ettiğinde Kur’an’ın bir ya da iki suresi kalmıştı (geri kalanını toplamıştı).”[134] 

Dani, İbn-i İshak’tan Kur’an’ı biraraya getirenlerin şunlar olduğunu naklediyor:

Ebu Musa Eş’ari, Mecma b. Cariye[135]  (Galib’a doğrusu daha öncede adı geçen Mecma b. Harise’dir), Abdullah b. Amr.

Abdullah şöyle diyor: “Kur’an’ı biraraya toplayarak her gece okuyordum. Bu haber Peygamber (s.a.a)e ulaşınca “Kur’an’ı bir ayda oku”diye buyurdu...”[136] 

Aynî diyor ki: Ebu Ömer ve Osman b. Said-ud Dani’nin söylediğine göre 4 halife Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)in zamanında bir araya getirmişlerdi.[137] 

O halde adı geçenlere iki kişi daha eklenmektedir: Ebu Bekr b. Ebi Kuhafe, Ömer b. Hattab.

Osman b. Affan’ın kendisi şöyle diyor: “Kur’an’ı Peygamber (s.a.a)in zamanında bir araya topladım.”[138] 

Suyuti: Osman b. Affan’ın Kur’an’ı bir araya topladığını kendisinden nakletmektedir. Hatta İbn-i İbad diyor ki: “Osman ve Me’mun’dan başka halifelerden hiç biri Kur’an’ı toplamamıştır.”[139] 

İbn-i İbad’ın Kur’an’ın toplanmasından maksadı onun ezberlenmesi olabilir. Ama bunu söylemek zordur. Çünkü Hz. Ali (a.s) da Kur’an hafızlarından biriydi.

Bunun üzerine yukardaki hadislerde, ismi tekrarlananları saymazsak toplam 24 kişi Peygamber (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı bir araya toplamıştır.

genel bakış

Aşağıda Kur’an’ın Peygamber (s.a.a)’in zamanında bir araya toplandığını destekleyen bazı hadislere değineceğiz: Bu hadisler iddiamıza kesinlik kazandıramasa bile, en azından Resulullah (s.a.a)in zamanındaki sahabilerinden kari olanlarının sayısını gösteriyor. Ya da ravilerin dediklerine göre onlar Kur’an’ı Peygamber (s.a.a)in zamanında okumuşlardır. O hadislerden bazıları şöyledir:

1- Said b. Cübeyr İbn-i Abbas’tan şöyle naklediyor: “Resulullah (s.a.a) vefat etiğinde ben 10 yaşındaydım ve Kur’an okuyordum.”[140] 

2- Aynî ve diğerleri şöyle diyor: “Ebu Ubeyd, Hz. Peygamber (s.a.a)in sahabilerinden kari olanları sayarken muhacirlerden şunların adını söylüyordu: “Dört halife, Talha, Sa’d, İbn-i Mesud, Huzeyfe, Salim, Ebu Hureyre, Abdullah b. Saib ve Abadele (yani İbn-i Mes’ud, İbn-i Ömer, İbn-i Amr b. As ve İbn-i Abbas). Kadınlardan ise, Aişe, Hafsa ve Ümmü Seleme’nin isimlerine işaret etti.

İbn-i Ebi Davud, Muhacirlerin arasında Temim b. Avs-ud Dari ve Ukbet b. Amir’in ismini getirmektedir, Ensardan ise künyesi Ebu Halime olan Muaz, Fuzale b. Ubeyd ve Müslime b. Muhalled.[141]  Zerkani de başkalarının adını nakletmiştir.

Şeblenci-i Şafii diyor: “Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı hıfzederek bir araya toplayanlar: Ubey b. Kaab, Muaz b. Cebel, Ebu Zeyd-i Ensari, Ebu Derda, Zeyd b. Sabit, Osman b. Affan, Tamim-i Dari, Ubadet b. Samit, Ebu Eyyup Ensari’dir.”[142] 

Suyuti, Ebu Bekr’den kendisinin Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın hepsini ezberleyen sahabilerden biri olduğunu nakletmektedir.[143] 

Şimdi de bir kaç noktaya değinerek konumuzu bitirelim:

Kur’an’ın Bir Araya Toplanmasının Manası

Görüldüğü üzere Şeblenci’nin saydığı isimlerin aynısını Enes, Şa’bi ve başkaları da saymışlardır. Hepsi de, ismi geçenlerin Kur’an’ı biraraya getirdiklerini söylemektedirler. Ama Şeblenci “toplama” (cem’) kelimesinin yanında “hıfz” kelimesini de kaydetmiştir. Bu “Onların Kur’an’ı toplamaları” cümlesinin tefsirinde şahsi bir içtihadtır. Ona göre hıfz kelimesinden maksat onu hıfzedip, toplamaktır. “Kur’an’ı toplamaktan maksat” Resulullah (s.a.a)in zamanında Kur’an’ı yazmak değildir.

Bu iddiayı Şeblenci’nin dışında bazıları da kabul etmektedirler.[144] Ancak doğru bir iddia değildir. Çünkü her hangi bir delile dayanmamaktadır.

Daha önce söylediklerimiz de bu iddiayı reddetmektedir. Resulullah (s.a.a)in zamanında bir çok mushaf’ın olduğunu ve Resul-i Ekrem (s.a.a)in müslümanları Kur’an’a bakarak ve düşünerek okumaya teşvik ettiğini, açıkça gördük.

Hz. Ali (a.s), Ubey ve İbn-i Mes’ud gibi bazı büyük sahabilerin kendilerine ait özel mushaflarının olduğunu herkes itiraf etmektedir.

Rafi şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib, Ubey b. Kaab, Zeyd b. Sabit ve Abdullah b. Mes’ud Kur’an’ı tam olarak yazmış ve bu Kur’anlar sonradan yazılanlar için temel olarak alınmıştır. Bunda ittifak  vardır.”[145] 

Bu söz açıkça Kur’anların birinci halife zamanında Zeyd tarafından toplanmadan önce toplu halde olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca, Resulullah (s.a.a)in zamanında Ensar ve Ensardan olmayanların arasında Kur’an’ın bir çok “Kari ve Hafız”ları vardı. Onalrın sayılarını yukarıda söylenenlerle sınırlandıracak delilimiz yoktur. Hatta Bi’ri Maune ve Yemame’de öldürülenler hakkında şöyle naklediyorlar: “Bi’ri Maune’de 70, Yemame’de ise yine aynı miktarda Kâri öldürülmüştür”[146] 

Hatta onların 500[147]  ya da 400[148]  kişi olduğu da söylenmiştir.

Zühri şöyle diyor: “Ömer’in meclisinde bir çok genç ve yaşlı kariler vardı. Ve Ömer onlarla çok müşavere ederdi....”[149] 

Dolayısıyla Kur’an’ı biraraya toplamaktan maksadın onu ezberlemek olduğunu söylemek hiç bir şekilde mümkün değildir.

Karileri Belli Sayılarla Sınırlandırma Hatası

Aynî, Kur’an karilerini belli bir sayıda sınırlandırmıştır. Bu hususta Askalani bile şöyle diyor: “Onların bazıları Kur’an’ı Resulullah (s.a.a)in zamanında bir araya getirmemişlerdir. Çoğusu sonradan toplamış ya da tamamlamışlardır.”[150] 

Ne Aynî’nin, ne de Askalani’nin sınırlandırmalarını kabul edemeyiz. Feyz-i Kaşani’nin sözü ise daha da hatalıdır. O şöyle diyor: “Resulullah (s.a.a) vefat ettiğinde 20,000 civarında sahabisi vardı. Ve onlardan yalnızca 6 kişi hafız idi. Hatta o 6 kişiden ikisinde de ihtilaf vardır. Onların çoğusu bir ya da iki surenin hafızı idiler. Bakara ve En’am’ı ezberleyenler ise alim sayılırdı.”[151] 

Galiba Merhum Feyz-i Kaşani, (bu konuda) Şa’bi’nin hadisinden başka bir hadis bulamamıştır. Çünkü Şa’bi, Kur’an’ı toplayanları 6 kişiyle sınırlandırmıştır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Kur’an’ın hafız ve karilerinin sayısı bundan çok daha fazla idi. Çünkü bunlardan onlarcası, belki de yüzlercesi Yemame’de öldürülmüşlerdi. Ayrıca sahabilerin elinde bir çok mushaf’ın olduğundan, Resulullah (s.a.a)in insanları ona bakarak ve düşünerek okumaya, Kur’an’ın hıfz ve hatmine teşvik ettiği hususundaki delillerini de zikrettik.

O halde ister Kur’an’ı hatmedenler konusunda olsun, ister hafızlar, isterse onu yazanlar için olsun. Aynî’nin sınırlandırmasıyla veya ondan daha az olan Feyz-i Kaşani ve Askalani’nin verdiği sayıyla yetinmek kabul edilebilir nitelikte değildir. Özellikle Aynî ve Kaşani herhangi bir delile dayanmaksızın bir çok kari’yi bir kenara itmiş ve kari’leri sınırlandırma yanlışlığına düşmüşlerdir.

Siyaset’ın Tesiri!

Enes, hadisinde yalnızca Ensardan olanların adını vermiştir; halbuki, muhacirlerin içinde Emir-ul Mü’minin Ali (a.s) ve İbn-i Mes’ud gibilerinin de Kur’an’ı bir araya getirip topladıklarında kimse şüphe etmemektedir. Enes kendi kavmini üstün göstermek, onlara iftihar kazandırmak ve ensarın muhacirlerden daha üstün olduğunu ispatlamak için ensardan olanların isimlerini söylemiş olduğu düşünülebilir. Ve ondan sonra gelenler de bu hususta onu takip etmişlerdir!

Ama gerçek farklıdır, yani hedef yalnızca makam ve iftihar elde etmek değildir. Aksine bu işin asıl kaynağı zamanın siyasetçilerinin üzerinde önemle durdukları iyice hesaplanmış siyasi yönlendirmelerdir. Çünkü o asırda Kur’an’ı bir araya getirme faziletini zamanın hakim güçlerine verme çabası vardı. Gerçi Resulullah (s.a.a)in zamanında Mushafları müslümanların arasında geniş bir çevreye yayılmış olduğunu kabul etmek onların bu çabalarını boşa çıkarıyor ve hakim güçlerin topladığı iddiasıyla tamamen çelişiyordu.

kur’an-İ kerİme kİtap denİlmesİ

Allame Şerefuddin, Peygamber (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın toplanması konusunda. “Kitap” kelimesinin Kur’an için kullanıldığını söylemektedir. Oysa kelimeler yazıya geçmezse ona kitap denilmez. Kur’an’a kitap denilmesi ayetler yazıldıktan sonradır. Bu da gösteriyor ki, Kur’an nazil olduğu sıralarda yazılıyordu.[152] 

Ancak bu görüşü kabul etmiyoruz. Çünkü Allah Teala’nın Kur’an’a “Kitap” demesi, onun nazil olduğu dönem için değil ayetler tedrici olarak nazil olup, tamamlandıktan sonra tamamı bir kitap halinî alacağından ileriye yönelik bir tabirdir. Daha sonra bu tabir Kur’an yazılmadan halk içinde bir deyim olarak yayılmıştır.

Başka bir grup da Peygamber-i Ekrem (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın bir araya toplandığını isbat etmek için bazı ayetleri ve diğer delilleri tanık getirmektedirler. Biz bu delillerde ikna edici bulamadık.

Ama bunlar iddiamız için teyin edici olabilirler.

Dipnotlar:



 



[1]- Sözü geçen alimlerin görüşleri için şu kaynaklara müracaat edilsin: el- Burhan (Zerkeşi) c.1, s.238-240; Menahil-ul İrfan (Zergani) c.1, s.240-241; Kitab-ul İtgan (Suyuti) c.1, s.60; Tarih-ul Kur’an (Zencani) s.46-47, el-Te’vil (Hazin) c.1, s.7; Karaib-ul Kur’an (Nişaburi, Cami-ul Beyan Taberi’nin haşiyesinde) c.1, s.24; Ukzubet-u Tahrif-il Kur’an, s.17-18.

[2] - el- Fusul-ul Muhimme (Hürr-ü Amuli) s.160.

[6] - Mecme-ul Beyan c.1, s.16.

[8] - Menahil-ul İrfan, c.1, s.234 ve 308; Müsned-i Ahmed, c.5, s.324; el-Beyan (Hoî) s.274; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.80; Mehasin fi Ulum-ul Kur’an, s.121, Hayat-us Sahabe, c.3, s.260; Müstedrek-ul Hukkam, c.3, s.356.

[14] - Hilyet-ul Evliya, c.1, s.210; Hayat-us Sahabe, c.2, s.507.

[18] - Et-Tabakat-ul Kübra (Sadır Yayınevi), c.8, s.89; Ensab-ul Eşraf, c.1, s.264; Keşf-ul Estar, c.2, s.266 ve c.1, s.230; Mecma-uz  Zevaid, c.5, s.255 ve c.7, s.161 ve c.2, s.63.

[21] - Keşf-ul Estar (Müsned-ul Bezar’dan nakletmiştir.) c.3, s.94; Mecma-uz Zevaid, c.7, s.162.

[24] - Sahih-i Müslim, c.3, s.100; Müşkül-ul A’sar, c.2, s.419; Hilyet-ul Evliya, c.1, s.257 ve 366; Kenz-ul Ummal, c.2, s.140-141.

[28]- Ensab-ul Eşraf (Mahmudi’nin araştırması), c.3, s.42.

[31] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.bölüm s.104; Kenz-ul Ummal, c.2, s.224-225; Keşf-ul Estar, c.3, s.251; Mecme-uz Zevaid, c.9, s.288; Feth-ul Bari, c.9, s.40-41.

[41] - el-İtkan, c.1, s.111; Sevab-ul A’mal, s.127; Kenz-ul Ummal, c.1, s.537; Nevadir-ul Usul, s.335.

[49] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.482-3.

[58] - el-Vezra vel- Kitap, s.12-13; Es- Siret-ul Halebiyye, c.3, s.326-327; Tecarib-ul Umem, c.1, s.161-162; el-Bidaye ven-Nihaye, c.7, s.339; Buhus-un fi tarih-il Kur’an ve Ulumih (Vahiy kitabı bölümü); Feth-ul Bari, c.9-19 ve 20 (Zeyd b. Sabit’in yaşantısını anlatırken); Sıfat-us Safve, c.1, s.704.

Not: Baklani “Peygamber (s.a.a)in zamanında Kur’an’ın toplanışı” adlı eserinde Peygamber (s.a.a)in Kur’an’a “Kitap” ismini koyduğunu söylemiştir. (Ukzubet-u Tahrif-il Kur’an, s.18)

[61] - Tehzib-u Tarih-i Dimeşk, c.5, s.447; Sahih-i Buhari, c.3, s.145, Feth-ul Bari, c.9, s.20; el- Bidaye ven- Nihaye, c.7, s.347.

[63] - el- Cami-us Sahih (Tirmizi), c.5, s.272; Tarih-i Yakubi, c.2, s.43; el- İtkan, c.1, s.62; el- Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; et- Temhid, c.1, s.213; Tarih-ul Kur’an (Sağir) s.81, (Medhal-un ilel- Kur’an-i Kerim’den naklen, s.34) ve Menahil-ul İrfan, c.1, s.240’da ise ibaret şöyledir: “Bu sureyi falan konunun zikredildiği yere koyun”.

[64] - Müstedrek-ul Hakim, c.2, s.330 ve 221, Garib-ul Hadis, c.4, s.104; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.234-235, Garaib-ul Kur’an, c.1, s.24; Feth-ul Bari, c.9, s.19,20,38,39; Kenz-ul Ummal, c.2, s.367; Fevatih-ur Rehemut, (el-Müstefa’nın haşiyesinde), c.2, s.12; Ed-Dürr-ul Mensur, c.3, s.207-208; Müşkül-ül Asar, c.2, s.152; el- Beyan, s.268; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih s.103; Menahil-ul İrfan, c.1, s.347; Mebahisun fi Ulum-il Kur’an, s.142; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.92, Cevahir-ul Ahbar vel- Asar (el-Behr-uz Zehhar’ın haşiyesinde), c.2, s.245; Sünen-i Ebi Davud, c.1, s.209; el- Sünen-ul Kubra (Beyhaki), c.2, s.42; Ahkam-ul Kur’an, c.1, s.10, Müsned-i Ahmed, c.1, s.57 ve 69.

[65] - el- İtkan, c.1, s.60; et- Temhid, c.1, s.213; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.103; Mebahis-un fi Ulum-ul Kur’an, s.140 ve 145; Kenz-ul Ummal, c.2, s.10.

[67] - Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.108-109; Ulum-ul Kur’an-il Kerim, s.153; ve yeni “es-Sahih min Siret-in Nebiyy-il Azam” kitabı, c.2, s.87-90’a müracaat edilsin, Keşf-ul Estar, c.3, s.169; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.63.

[72] - Te’vil-u Muhtelif-il Hadis, s.286; Cami-u Beyan- il ilm, c.1, s.76; Müsned-i Ahme, c.3, s.21,12,39,56; Sünen-id Derami, c.1, s.119; Teşyid-ul ilm, s.28’den 32’ye Mecme-uz Zevaid, c.1, s.151; Kenz-ul Ummal, c.1, s.179; el- Esrar-ul Merfue, s.9, Sahih-i Müslim, c.8, s.229; Fethu-ul Bari, c.9, s.10-11.

[76] - Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.64,44 ve 45; Tefsir-ul Burhan (mukaddime), s.36; Umdet-ul Kari, c.2, s.16; el- Bihar, c.89, s.48,52; el- İtkan, c.1, s.57-58; Menakib-u Âl-i Ebi Talib, Şehr-i Aşub, c.2, s.41; Tefsir-ul Kummi, c.2, s.451; el- Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.264; Tarih-ul Kur’an (Abyari), s.84 ve 106; Tefsir-us Sırat-il Müstakim, c.1, s.366 dipnotta); el- Vâfi, c.5, s.274; Ukzubet-ul Tahrif-ul Kur’an, s.17.

[78] - Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.77; Tarih-ul Kur’an (Zencani) s.39.

[84] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.463.

[87] - Keşf-ul Estar (Müsned-il Bezzar’dan naklen), c.3, s.93-94, Mecma-uz Zevaid, c.7, s.171.

[90] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.223-224 ve s.214, c.1, s.464, 544 ve 547’ye de başvurulabilir; Sünen-i Ebi Davud, c.3, s.36; Sahih-i Müslim, c.6, s.30; Tarih-ul Kur’an (Sağir) s.85; Müsned-i Hamidi, c.2, s.306; Sahih-i Buhari, c.2, s.109; Muvattaa-i Malik (Tenvir-ul Havalik ile birlikte), c.2, s.5; Şerh-ul Muvattaa-i Malik (Tenvir-ul Havalik ile beraber), c.2, s.5; Şerh-ul Muvattaa (Zerkani),

 c.3, s.287; Keşf-ul Estar, c.2, s.272; Mecma-uz Zevaid, c.5, s.256; Müşkil-ul A’sar, c.2, s.368-370; el-Müsannif (Abdurrezzak), c.5, s.212; el-Mahalli, c.7, s.349; el-Mu’teser minel Muhtasar, c.1, s.27; Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.961; Sünen-i Beyhaki, c.1, s.108; Nesb-ur Re’ye, c.3, s.383-384; Feth-ul Bâri, c.6, s.93; Tevil-ul Muhtelef-il Hadis, s.202; Mecma-uz Zevaid, c.5, s.256; Kitab-ul Emare, c.2, s.131.

[91] Kenz-ul Ummal, c.1, s.477; Nevadir-ul Usul, s.333.

[97] - Mecma-uz Zevaid, c.7, s.165-166.

[100] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; İtkan, c.1, s.108; Kenz-ul Ummal, c.1, s.459, (s.460 ve 541 dede buna yakın bir ibaret var) Muhazirat-ul Udeba, c.2, cüz.4, s.435 ve 437.

[107] - A.K, s.549.

 « Muhtemelen, Hz. Peygamber (s.a.a) bazı ayetlerin yere yazıldığını görmüş ve böyle buyurmuştur.

[110] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.363.

[112] - Sahih-i Buhari, c.2, s.201; c.3, s.147; Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.kısı, s.112-113; Tefsir-ul Hazin, c.1, s.7; Libab-ut Te’vil (Nişaburi, Cami-ul Beyan’ın haşiyesinde), c.1, s.24; Menahil-ul İrfan, c.1, s.236; el-Cami li Ahkam-il Kur’an, c.1, s.56-57; el-Bihar, c.89, s.77; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; el-İtkan, c.1, s.70-71; Umdet-ul Kari, c.20, s.26; Tehzib-ul Tarih-i Dimeşk, c.5, s.448-137; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.28’in dipnotunda; Tarih-ul Kur’an, s.47; Feth-ul Bari, c.9, s.49; Kenz-ul Ummal, c.2, s.390; el-Beyan (Hoi), s.269; Usd-ul Gabe, c.4, s.216; el-İstiab (el-İsabe’nin haşiyesinde), c.3, s.224; el-Câmi-us Sahih (Tirmizi), c.5, s.666; Tezkiret-ul Hafız, c.1, s.25 ve 31; el-Bidaye ven- Nihaye, c.7, s.340-346.

[115] - el-İsabe, c.3, s.250; el-İstiab, c.3, s.224, Usd-ul Gabe, c.4, s216.

[121] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.kısım, s.112-114, el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; el-İtkan, c.1, s.72; Feth-ul Bari, c.9, s.48; Nur-ul Kabes, s.105 ve 245; Kenz-ul Ummal, c.2, s.365 ve 374; el-İzah (İbn-i Şazan), s.222; el-Beyn, s.269. (Munteheb, Kenz-ul Ummal, c.2, s.214’den naklen); Tehzib-i Tarihi Dimeşk, c.5, s.448, Tarih-ul Kur’an, s.47 (Buhus’un Havle Ulum-il Kur’an, s.214’den naklen); el-İsabe, c.2, s.50; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.312.

[122] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2. bölüm, s.113-114; Feth-ul Bari, c.9, s.48, el-İtkan, c.1, s.72; Tarih-ul Kur’an, s.47; Kenz-ul Ummal, c.2, s.365 ve 374; Menahil-ul İrfan, c.1, s.237; Umdet-ul Kari, c.20, s.27 (Ancak bu kitapta Ubadet b. Sabit’in yerine Ubadet b. Samit gelmiştir.) Hayat-us Sahabe, c.3, s.221.

[126] - Tarih-u Vasit, s.102; Kenz-ul Ummal, c.17, s.105; Tezkiret-ul Hafız, c.1, s.12.

[128] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27; el-istiab (el-isabe’nin haşiyesinde), c.2, s.41; el-isabe, c.2, s.31 ve 50; Usd-ul Gabe, c.2, s.313, (Bu kitapta onun Said b. Ubeyd ile bir olup-olmadığı bahsedilmiştir.)

[134] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2. bölüm, s.113; Tenzih-i Tarihi Dimeşk, c.5, s.448; et-Teratib-ul İdariyye, c.1, s.46, Kenz-ul Ummal, c.2, s.374; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.312.

[136] - el-İtkan, c.1, s.72; Menahil-ul İrfan, c.1, s.237; Feth-ul Bari, c.9, s.47; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.29’un dipnotu; el-Müsannif (Abdurrezzak), c.3, s.355; Umdet-ul Kari, c.20, s.27; Kenz-ul Ummal, c.2, s.208-209; Mebahis-un fi Ulum-il Kur’an, s.120, el-Beyan, s.269; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.130; Tefsir-ul Mizan, c.12, s.121.

[142] - Nur-ul Ebsar, s.48.

[144] - Feth-ul Bari, c.7, s.69; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.235; Fevatih-ul Rehemut (el-Mustesfa’nın haşiyesinde), c.2, s.12; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.131 ve 157; el-Beyan, s.269, ve İbn-i Hacer’in Kur’an’ın Hz. Ali (a.s) vasıtasıyla toplanması hakkındaki sözleri. Çünkü İbn-i Hacer Hz. Ali (a.s)ın Kur’an’ı toplamasından maksadın, Kur’an’ın sayfalara toplanması değil, Hazret’in Kur’an’ı ezberlemiş olması olduğunu iddia ediyor. Te’sis-uş Şia li-Ulum-il İslami , s.317’de boşvurulabir.

[146] - Feth-ul Bari, c.9, s.43 ve 48; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.242; Menahil-ul İrfan, c.1, s.235,238 ve 242; el-İttifak, c.1, s.70-71; Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.108; el-Beyan, s.260 ve 273.