Gaipler

İnsanlığın Hayali

 ALİ (A.S) NİN BAZI ÖZELLİKLERİ

Peygamberin  Kardeşi

Necva Sahibi (sırdaş)

İlk Müslüman

Belleyen Kulakların Sahibi

Arşın Üzerinde Yazılıdır

Gizli ve Açıkta İhsan Eden

Kitabın Varisi

Hidayete Erdiren

Hepiniz Ali'nin Velayetinden Sorumlusunuz

İnsanların Kıskançlığı

Müslümanların Mevlası

 HER KAP İÇİNDEKİ İLE ÇALKALANIR

Me'mun'un Alimlerle Münazarası

 ŞİİLER

 İMAM (A.S) IN DOĞUMU VE ÇOCUKLARI

İmamın doğumu

Lakapları

Zevceleri ve Çocukları

İmam (a s)'ın Sıfatları

 Dipnotlar

 

  www.gadirhum.com

İSLAM'DA   FELSEFİ   DÜŞÜNCENİN VAR-OLUŞU'NUN YAZARI NAŞŞAR  İLE

Tarih

Yöntem Ve Hedefler

İbn-i Seba Hurafesi

On İki İmam İnanci

On İki İmama İnananlar

İmamı Ali

Sınırsız ve Temelsiz

Osman ve Emevi Taraftarları

Hz.Ali(a.s)Kimdir?
İKİNCİ KİTAP

KUR'AN IŞIĞINDA HZ. ALİ'NİN İMAMETİ

 İSLAM VE HZ. ALİ'NİN HENDEK SAVAŞINDAKİ VURUŞU

Kuran ve Felsefe

Cevap

İmama göre Felsefenin Gayesi

İmama göre Felsefe

İmam ve Materyalistler
İmama Göre  Akıl

İmam ve Ahlak

İmam ve Kant

Herkesin Üstadı

 

İlahi Adaletten

Hüccet (Delil)

Tebliğ

Üslup Ve Ahenk

Kudret

İlginç İddialardan Biri

MUHAMMED ( S.A.A ) İSA ( A.S ) VE ALİ ( A.S ) İLE İLGİLİ

Kişilik

Hz.İsa ( a.s ) Ve Ali ( a.s ) İle  İlgili

Hz.Muhammed (s.a.a) Ve Güneş

Kur'ani Kerim'in Ve Hz. Muhammed (s.a.a) 'İn Üslubu

Hz. Muhammed (s.a.a) Ve Hz. Ali (a.s):

Bir Soru Kaldi

HALİFE

Lidere Duyulan İhtiyaç

Peygamber (s.a.a)'In Görevi

Halife

Halifeliğin Gerekliliği

Halifenin Sifatlari Ve Kurtuluş Yolu

Üstün Ve Daha Üstün Olan

Benzerlik Ve Ortaklik

 

 

 

KUR'AN VE AKIL ÇERÇEVESİNDE HZ. ALİ(A.S)’NİN İMAMETİ

MUHAMMED CEVVAD MUGNİYYE
 ÇEVİRİ: NEDİM AYBACI
 

İLAHİ ADALETTEN

Muammalı Evren

Evrenden Daha Muammali Olan:Akil

 

 

 

 

 

 

 

 

B İ R İ N C İ K İ T A P

 

HZ. ALİ (A.S) ’NİN İMAMETİ VE AKIL

 

  

 

بِسْـــــــــــــــــــــــــــــمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيم

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 

YAZARIN ÖNSÖZÜ

 

“Kur'an ışığında Hz. Ali” ile “Hz. Ali’nin İmameti  ve Akıl” adlı kitaplarım dört kez basıldı, her defasında  bütün nüshaları kısa zamanda tükendi. Bu durum, her iki kitabımın da hakkettikleri ilgiyi gördüklerini göstermektedir.

Bu nedenle  ve bir çok yerden gelen yoğun isteğe dayanarak  her iki kitabı “Kur'an ve Akıl  çerçevesinde Hz. Ali’nin İmameti” adı ile tek bir kitap halinde   yayımlamağa karar verdim. Başarı Allah’tandır 

 

M. C. MUĞNİYYE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇOĞU HAKTAN NEFRET EDER

 

 

HAK’TAN BAŞKA İMAM YOKTUR

 

Herkes "Hak’tan başka imam yoktur" der, ancak iş fiile geldiği zaman büyük çoğunluk bunun tersini yapar.

Örneğin: Hak der ki "Sen başkasının hatalarından önce kendi hatalarından sorumlusun, başkalarının hatalı olabileceği gibi sen de hatalı olabilirsin."  İnsanın  hırsı, taraftarlığı, öğrenimi, eğitimi, yetişme tarzı; araştırmacı ise  eksik  araştırması, sıradan  okuyucu ise tek yanlı kitap okuması gibi değişik faktörler hatanın oluşmasında büyük rol oynar. Bütün bu unsurlar başkası için ne kadar geçerli ise senin için de o kadar geçerlidir.

Eğer başkasının delillerini yeterince  incelemeden senin yüzde yüz haklı, ötekilerin  yüzde yüz haksız olduğuna inanıyorsan kendine Haktan başka imam  edinmişsin demektir. Bu durumda sen, Hak yolunda değilsin.

Evet başkasının düşünceleri  yanlış olabilir; peki bunun tersi mümkün değil mi?  Onların düşünceleri de sağlam bir temele dayanmış olamaz mı? Eğer, "ne olursa olsun  ötekiler hatalıdır" diyorsan her şeyden önce önyargılı olduğun için hatalı olan sensin. Onların düşüncelerinin doğru yada yanlış olduğuna karar vermeden önce araştırma ve inceleme yapmalısın.

Eğer kendini hatadan ve çelişkiden sakınmak  istiyorsan, düşünceleri  atalarının düşüncelerine ters düşse bile peşin hükümlü olmaktan vazgeçmeli, seni gerçeğe götürecek yolları aramalısın. Bunun yöntemi, gerçeğini öğrenmek istediğin şeye  göre değişir. Görülebilir, işitilebilir  veya dokunulabilir ise, bunun göz, kulak veya dokunma yoluyla yapılması mümkündür. Ancak akli bir konu ise bunu sadece akıl yolu ile bulabilirsin. Örneğin Hz.Muhammed’in (s.a.a), İmameti, Nass'la (metin) Hz.Ali (a.s)'ye bıraktığını okursan veya duyarsan  bunun doğru olup olmadığına hemen karar vermeyebilirsin, ama emin olmak istiyorsan  senin  muteber kabul ettiğin hadis kitaplarını incelemen yeterlidir.(1)

“Hakka ve doğruluğa giden yol bellidir” diyebilirsin. Mutlaka bu böyledir; ancak her hataya düşen hatalı olduğunu bilmemekte, dolayısı ile Hakka giden yolu arama gereği duymamaktadır. Hatalı insanları iki gruba ayırmamız mümkündür:

Bilinçli olarak hatasında ısrar edenler ve bilgisizlikten dolayı hatalı olduğunu bilmeyenler.

Hatasından bilinçli olarak  dönmek istemeyenlere  yapabileceğimiz hiç bir şey yoktur. Onlara  bin bir delil de getirsek hatalarından dönmeyeceklerdir.

Bilgisizlikten dolayı hatalı olduğunu bilmeyenlere  ise delilleri göstermek ve elimizden geldiğince onları ikna etmeğe çalışmak vazifemizdir.

 

AKILDAN BAŞKA İMAM YOKTUR

 

 

Akıldan başka imam yoktur, bu gerçek Kur'an-ı Kerim ve Hz.Muhammed (s.a.a) tarafından dile getirilmiştir. Hz.Muhammed (s.a.a) insanlara aklı imam ve önder edinmelerini emretmiştir.  Yağmurun gerçekliği bile aklın ve düşüncenin ürünüdür. Hatta bir hadise göre Hz.Muhammed (s.a.a) "Dinimin  aslı akıldır" demiştir. 

Aklın elle tutulan, gözle görülen veya kulakla işitilen bir şey olmadığı şüphesizdir. O dokunamadığımız ama içimizde hissettiğimiz bir şeydir. Aklın İmametinin anlamı Hakkın imametidir. Her kim ki Hak daima onunla ve o daima Hakla beraberse akıl ve din buyruklarına göre imam odur.

Soru: Bu vasıfta biri var mıdır?

Cevap: Evet vardır. Hz.Muhammed (s.a.a)'tir 

Soru: Bu vasıfta Hz.Muhammed (s.a.a)’ten başka  biri var mıdır?

Cevap: Evet vardır. Hz.Muhammed (s.a.a) kim için “Hak daima onunla ve o daima  Hakla beraberdir” demişse odur.

Hz.Muhammed (s.a.a)’in Hz. Ali İbn-i Ebu Talib  (a.s) için:

"علي مع الحق والحق مع علي، يدور معه كيفما دار"

"Hak daima onunla ve o daima Hakla beraberdir, ne tarafa dönse  Hak  onunla  döner”

dediği bütün Müslümanlarca   bilinmektedir.(2)

Bunun anlamı  “Hz Ali (a.s)  hiç hata yapmayan bir alim, hiç zulüm yapmayan bir adil, Allah’a hiç karşı gelmeyen bir itaatkar”dır.

Eğer din ve akıl böyle birine itaat etmeyi emretmiyorsa, insanlığın ne bir anlamı ne de bir kıymeti vardır!

 

 

TUHAF BİR İDDİA

 

İlginç olan bir durum da bazılarının, "Mademki Hak Ali ile beraberdir o halde Hak ondan önce hilafete gelenlerle de  beraberdir, çünkü Ali Halifelerle birlikte idi" demeleridir.  Bunu  diyenler aynı zamanda Abdurrahman İbn-i Avf’ın hilafeti Hz.Ali (a.s)’ye vermek için Allah’ın Kitabı, Peygamberin sünnetinin yanı sıra  iki şeyhin -Ebu Bekir ve Ömer’in- yolundan gitme şartını ileri sürdüğünde, Hz. Ali (a.s)’nin: "iki şeyhin yolundan gitmektense Hilafeti  hiç almam" dediğini gayet iyi bilir. Buna rağmen Abdurrahman İbn-i Avf’ı haklı kabul ederler.

Çelişkiyi görüyor musun sayın okuyucum,  "Ali Hak’la beraberdir....." hadisi Hz. Ali (a.s)’nin haklı olduğunu ispat ettiği kadar iki şeyhin haklı olduğunu da ispat etmektedir, çünkü Ali onlarla birlikte idi!. Aynı zamanda Hz. Ali (a.s) iki şeyhin yolunda yürümediği için  haksızdır.  Biri sana "Halil’in bütün serveti  babası İbrahim’den, İbrahim’in bütün serveti

oğlu Halil’den miras kaldı"  derse ne kadar mantıklı bulursun?.

Çelişkinin gerçek netliğini, Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’i ’incelediğimizde  görebiliyoruz, Sahih-i Buhari’nin  El Fiten kitabının birinci bölümünde harfiyen şöyle yazmaktadır:

" قال النبي: (ص) أنا فرطكم على الحوض، ليرفعن إلي رجال منكم ، حتى إذا أهويت لأناولهم اختلفوا دوني ـ أي أخذوا – فأقول: أي ربي أصحابي ... يقول: لا تدري ما أحدثوا بعدك"

"Peygamber dedi ki: Ben Havz’ın başında bana yükseltilecekleri beklerken, eğilerek ellerini tutmak istediğim kişiler göreceğim; ancak bazılarının bana ulaşması engellenecektir 'Allah’ım bunlar benim Sahabem",  diyeceğim, Allah da  bana 'senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun'  diyecektir."

Sahih-i Müslim, baskı 1348 H, cilt 2, S:61’de ise şöyle yazmaktadır:

"إني على الحوض انتظر من يرد علي منكم، فوالله ليقطعن دوني رجال ، فاقو لن : أي ربي مني ومن أمتي... فيقول لا تدري ما عملوا بعدك؟ . ما زالوا يرجعون على أعقابهم."

Havz’ın başında  sizden gelecek kişileri bekleyeceğim zaman,  gördüklerime elimi uzatacağım ancak benden uzaklaştırılacaklardır, 'Allah’ım bunlar benden, benim ümmetimden' diyeceğim, Allah da  bana 'senden sonra ne yaptıklarını  bilmiyorsun' diyecektir."

Bu hadisler Al-i İmrân suresinin 144. ayeti ile pekişmektedir.

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإْن مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ}(آل عمران/144)

 

"Muhammed Bir peygamberdir ondan önce de peygamberler gelip gitmiştir, şimdi ölür yada  öldürülürse gerisin geriye mi  döneceksiniz ?"

Buna rağmen derler ki "Ayırt edilmeksizin bütün sahabeler adildir."  bize göre bu konudaki ısrarlarının nedeni, Halifelerin haklılıklarından kuşku duymamak için Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim hatta Kur'an-ı Kerim'den bile olsa gerçek delilleri görmek istememeleridir. Neden mi: Ata inancı söz konusudur.

O inanç, Kur'an-ı Kerim'in ve sahihlerin delillerine  karşı da olsa kıyasın temelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İMAMETİN AKIL İLE İLİŞKİSİ

 

 

AKIL VE AKIL DIŞI

 

Akla İbrahim’in evin içinde olup olmadığını sorarsan, sana bunun kendi ihtisas alanına girmediğini söyler. Ama onun nerede olduğu veya yerin altında ne gibi hazinelerin ve madenlerin olduğunu öğrenmek istediğini söylersen, senden araştırmanı, deney ve gözlem yapmanı ister ve doğrulara ulaşman için her zaman sana ışık tutacağını söyler.

          Bu tür bilgiler akıldan gelmez; ama akıl sayesinde gelir. Görsel veya işitsel delillerin bile aklın yardımına ihtiyacı vardır; çünkü insan akıldan yoksun olduğu zaman bir hiçtir. Ancak, aklın delilleri  kabul etmesi ayrı, delilleri  eleştirip doğrusuna ulaşması ayrıdır.         

Eğer akla "İbrahim evde olabilir mi" diye sorarsan sana hemen evet cevabını verir ki bu bilgi akıl dışından değil aklıdan gelir. Çünkü  doğru bilgiye ulaşmak sadece akıldan veya sadece deney ve gözlemden gelmez;  eğer öğrenilmesi istenen gerçek, araştırmayı gerektiren  nazari bir olgu ise mümkün olup olmadığını ancak akıl sayesinde öğrenebilirsin. Ama eğer gerçek  sadece maddi ise –cismin kapsadığı elementleri öğrenmek gibi- o zaman bunun yöntemi deneydir.

Eğer Uluhiyet (Tanrısallık), Peygamberlik veya İmametle ilgili konuları sorarsan bu sorular aşağıdaki detayları gerektirir.

 

 

ULUHİYETLE  İLGİLİ

         

Yaratıcıyı ancak akıl yoluyla idrak edebiliriz; çünkü doğa ötesini deneyle öğrenmemiz imkansızdır. Allah’ın vahyi ile onun varlığını kabul etmek, doğru ve Hak olduğu iddia edilen bir şeyin doğru olduğu iddia edildiği için kabul etmeye benzer. Bu yüzden Allah’ın varlığını ispat etmekte aklımızı kullanmalıyız. Kur'an-ı Kerim de, insana Allah’ın varlığını akıl yoluyla idrak edebileceğini söylemiştir.

Eğer akla: "Allah’ın varlığının ispatı nedir?" diye sorarsak, bize: "Evrene,  evrenin içindeki harekete, düzene ve dengeye bakın, sonra bunu açıklamak için dilediğiniz kadar teori ve varsayım düşünün ilim ve mantığın, tek bir açıklama dışında  hepsini reddettiğini göreceksiniz, o da  her şeyi bilen ve her şeye kadir olan Allah’tır diyen açıklamadır." der. Mantık ehline göre imkansız olan şey aklın imkansız kabul ettiği şeydir.  Örneğin, iki çelişiğin  birleşmesi veya birlikte yükselmesi gibi,  eğer "evrende su vardır" iddiası gerçekse  bunun tersi olan "evrende su yoktur" iddiası gerçek dışı demektir. Bir şeyin aynı anda iki çelişik şeyle vasıflandırılması düşünülemez. Bu durumda "evrende her şey rastlantı sonucu meydana geldi" teorisi yalan ise, bizim "evren bir irade ve tasarı sonucu meydana geldi" diyen tezimiz doğrudur.

          Bu konuda bir örnek vermek istiyorum, eğer adının ve  soyadının ufukta ışıkla  yazıldığını görürsen, bunun zekalı bir insan tarafından  yapılan bir aletle gerçekleştiğini düşünürsün. Bunun yerine "çarpışan iki otomobilin veya iki trenin veya patlayan yanardağın saçacağı ışıkların rastlantı sonucu senin adını soyadını havaya yazmalarının mümkün olduğunu" ileri sürer ve  "bu bir varsayımdır" diyecek olursan, şüphesiz bunu akıllı hiç bir insana kabul ettiremezsin.

"Varsaydığımız  bir şeyi gözümüzle görmedikçe elimizle dokunmadıkça o varsayımın ne anlamı  var" diyebilirsiniz. O zaman, gözümüzle görmediğimiz, elimizle dokunmadığımız aklının varolduğu varsayımının da bir anlamı yoktur. Doğa bilimcileri bile delile ihtiyaç duymaksızın  varsayımın geçerliliğini  kabul etmekteler. Görmeden  dokunmadan akılları ve önsezileri ile atomun varlığını hatta şeklini, özelliklerini ve etkinliğini belirlediler. Eğer bilim adamları sadece duyularla bilinenlere değer verselerdi bilimin kapıları her zaman  kapalı kalmaz mıydı?. "Bu dünyanın gerçeğini en iyi anlatan şey gözle görülmeyen, bilinmeyen, gizemli, ancak aklımızla ve vicdanımızla var olduğunu bildiğimiz yönleridir" diyen ne kadar doğru söylemiştir. (3)

 

 

 

 

 

 

 

PEYGAMBERLİK

 

Peygamberlik, Allah (c.c)’la kulları arasında bir elçiliktir, İyiliğe davet eder,  şerden sakınmayı tavsiye eder,

peygamberliğin varlığı gereklidir ve gerekli olanın varlığı kaçınılmazdır. İnsana, kedisine ve topluma karşı olan görevlerini ve haklarını belirler. Filozofların çoğu: "Akıl, insanın Allah’a karşı yapmakla yükümlü olduğu hükümlerin var olduğunu bilir, yalınız bunun ne olduğunu ancak peygamber yardımı ile öğrenebilir" der.

Bu durumda biz, Peygamberliğe Hz. Muhammed (s.a.a)’in penceresinden bakarız, onun hayatı, sıfatı, şeriatı ve öğretileri bizi şüphe duymaksızın  Peygamberliğin varlığına inandırır. Onun şeriatı ve öğretilerine peygamberlik dışında bir varsayım düşünecek olursak mantıklı bir düşünce olmayacaktır. Bilim ve bilgiden uzak bir ortamda büyüyen bir ümmi, insanlığın bilmediği farklı bilim ve  sanatlarda  insanlığın o güne kadar tanımadığı, yüceliği ve azameti akıllara durgunluk veren, bunlarla insanlığı karanlıktan ışığa çıkaran muhtelif öğreti ve nazariyeler getirsin!. Bunu ancak doğaüstü olarak açıklamamız mümkündür.         

Hz. Muhammed (s.a.a),  peygamberliğini inkar edenlere Kur'an-ı Kerim'le meydan okumuştur. Bizde aynı şeyi yaparak, "ümmi bir kişinin hiç kitap okumadan, bilim ve bilim adamları hakkında hiçbir şey duymadan nasıl yasa, ahlak, tıp ve matematik konularında bir kitap yazabileceğini peygamberlik dışında bir açıklama ile açıklamaları için ihtisas sahiplerine meydan okuyoruz." Nasıl  bu evrenin düzeni mutlaka güçlü bir düzenleyen olmadan açıklanamıyorsa,  bu doğa üstü olayın açıklaması da  sadece vahiy ve peygamberliktir. Bilim, öğretmen olmadan öğrenmeyi, tedavi olmadan ölüyü diriltmeyi - bilimsel olarak açıklamaktan aciz kaldığı zaman metafiziğe başvurmak zorunda kalmaktadır.

 

 

İMAMET

 

          Burada kastettiğimiz imam, peygamberden sonra peygamberin istisnasız bütün yetkilerini kullanan yetkilidir. Bu, tamamen peygamberlik gibi ilahi bir makamdır. Bunun için "Peygamberin Hilafeti" olarak adlandırılır ve ümmetin  peygamberine yaptığı itaati İmam'ına yapmasını gerektirir.

          İmam Zeyn El Abidin (a s) “Sahife i Seccadiye” de imamı dua üslubu ile tarif ederken şunları söylüyordu:

          "Allah’ım; kitabını, haddini (ceza uygulamasını), şeriatını ve peygamberinin sünnetini onunla tesis et, zalimlerin senin dininde yok ettiklerini onunla dirilt, yolundaki zulmün pasını onunla gider, yolundaki sıratı onunla inşa et, haksızları sıratından onunla uzaklaştır, eğri yolun yolcularını onunla yok et, senin yolunda olanlara karşı  onu yumuşat, düşmanlarına karşı onun elini serbest bırak, Allah’ım bize onun şefkatini, rahmetini, acımasını ihsan et ve bizi onu dinleyen ve ona itaat edenlerden kıl.”

          Dedesi Ali İbn-i Ebu Talip (a.s) ise imamın görevlerini anlatırken: "İmam, Rabbinin emirlerini vaazla bildirmek, nasihatte içtihat yapmak,  sünneti ihya etmek, hak edenlere haddi uygulamak, hakkı sahiplerine vermekle yükümlüdür." Der.

          Bu sözler akıl ile imametin ilişkisini açıklamaktadır. Aynı ilişki, Allah’ın kitabını, haddini, şeriatını, peygamberlerinin sünnetlerini uygulamak, zalimlerin yok ettikleri din izlerini diriltmek, Allah’a giden yolu aydınlatmak, Allah’ın yolundan sapanları uzaklaştırmakla bağlantılıdır. Bu konuyu özetlememiz gerekirse, Aklın İmamet konusundaki hükmü, bilimin, adaletin ve itaatin iyi, çirkinliğin, cehaletin, zulmün ve günahın kötü olduğunu kabul ettiği hükme eşittir.

 

 

TUHAF BİR DURUM

 

          İlginç  ve tuhaf durumlardan biri de, Şiilerin İmamda "ilimde hatasız, amelde günahsız" şart ve sıfatlarını arama, hatta olmazsa olmaz kabul etme görüşünü,  Ehl-i Sünnetin kınaması  ve hor görmesidir. Bunu kınamalarının sebebi, onların, "cahil ve fasık da olsa yöneticinin itaati vaciptir (gereklidir)" demeleri ve ona karşı gelmeyi haram saymalarıdır!  Şeyh Ebu Zehra "Mezehib El İslamiyye" adlı kitabının "yönetici şeriattan  dışarı çıkarsa" bölümünde harfiyen şöyle yazmaktadır. "Ehl-i Sünnete göre imamda aranan şartlarda esas tercih onun adil, erdemli ve hayır sahibi olmasıdır. Eğer değilse zalimin zulmüne  katlanmak ona karşı gelmekten daha iyidir."

Ebi Ya’la El Ferra, (Vefatı 458 Hicri), "El Ahkam El Sultaniyye" adlı kitabında  (Baskı yılı 1938) 4. sayfada derki"  "Fasık olmak imametin devamını engellemez, ister bu ahlak, -yani şehvete kapılarak günah işlemek olsun-, ister inanç -yani yorumda Haktan şüpheye düşmek olsun.!-"

          Bunun anlamı da cahil ve fasık bir kişi Müslümanların imamı olabilir. Allah ve din adına hükmedebilir!... Doğrusu anlayamıyorum! Bir cahil, fasık ve günahkar nasıl insanları Hakla yönetecek ve Hakka yönlendirecektir?! Keşke bunu, Kur'an, Şeriat ve İslam adına hükmedene değil de kendisini seçen ve imam kabul eden kişilerin imamı olarak kabul etselerdi.

          Ayrıca "Kur'an-ı Kerim  (Bakara  suresi ayet 193) derki: 

َقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنْ انتَهَوْا فَلاَ عُدْوَانَ إِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ (البقرة/193)

"Bir fitne kalmayıncaya, din tamamıyla Allah'ın dîni oluncaya dek onlarla çarpışın. Vazgeçtikleri zaman,  düşmanlık ve saldırı sadece   zalimleredir."

          Buna karşın Sahihi Buhari, 9. bölüm, kitabı Fiten'de, Peygambere mal edilen  şu hadis geçmektedir:  "yöneticilerinden kötü bir şey görenler sabretsin”. bu durumda; ya Hz. Muhammed (s.a.a)’in sözleri ona vahiy inen Kur'an-ı Kerim’le çelişkilidir ya da ona mal edilen bu hadis yalan ve iftiradır. Şiiler, birinci şıkkın imkansız olduğunu bildiklerinden ikincisini kabul ettiler. Dolayısı ile bütün sahabelerin adil olduğuna inanmadılar. Ehl-i Sünnet ise, tam tersine bütün sahabelerin adil olduğuna inanarak Buhari’nin naklettiği hadisleri aynen kabul ettiler. Oysa bunun kaçınılmaz sonucu, Peygamber (s.a.a)'in  sözlerinin Kur'an-ı Kerim’le çelişkili olduğuna inanmaktır. Allah da Peygamber de bundan münezzehtir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İLAHİ ADALET

 

 

MUAMMALI EVREN

 

          Evrende bulunan her şey Allah’ın bilgisi ve gücünü gösteren birer  ispattır.  Modern keşiflerden önce gördüğümüz deliller, gecenin ve gündüzün değişimi, yerde biten bitkiler, yediğimiz ve içtiğimiz, veya gözümüz görmeden aklımızın görebildiği idi. Bilim ve bilimsel araçlar geliştikçe öğrendik ki, çok küçük olan atomdaki güç, bir saniyede şehirleri, dağları yıkıp milyonlarca canlıyı öldürebilmektedir.

          Ayrıca, evrendeki yıldız sayısının kum tanelerinin sayısından daha fazla olduğunu, en küçük yıldızın dünyadan bir milyon kat daha büyük olduğunu,  her yıldız kümesine galaksi dendiğini ve her galaksinin yüz milyondan fazla yıldız barındırdığını, galaksi sayısının iki milyondan fazla olduğunu ve bütün bu evrenin hacminin boş uzaya göre dünyanın boşluğunda uçan bir sinekten farksız olduğunu biliyoruz. Bu örnek modern bilimin keşfettiği ve Allah’ın gücünü gösteren milyonlarca örneklerden sadece biridir.  Kur'an-ı Kerim’in ayeti de alim ve mucitlere belirgin bir Arapça dili ile "Size verilen ilim çok azdır. İbret alın ey akıllı insanlar" demeye devam etmektedir.

 

 

 

 

 

 

EVRENDEN DAHA MUAMMALI OLAN:  AKIL

 

          Ya aklımız? O evren hakkında okuduğumuz ve öğrendiğimizden de ötedir. Evren maddedir, çapı ve ölçüsü vardır. Enistein, evrenin çapını 70 milyon ışık yılı olarak hesapladı. Akıl ise dibi olmayan  bir kuyu, tavanı olmayan bir gök ve sonsuz bir evrendir. O, her şeyi kendisine sığdırır ama hiçbir şey onu kendisine sığdıramaz. O, Hz. Ali’nin (a.s) aşağıdaki beyitlerinde sözünü ettiği büyük alemdir.

"وتزعم  أنك  جرم  صغير

                 وفيك  انطوى  العالم  الأكبر

 

"Küçük varlık olduğunu iddia etmektesin – oysa büyük alem sende saklıdır."

Evet akıl evrenden daha büyüktür, ve ondan daha büyük sadece onun yaratıcısıdır. Ancak benzetme yapacak olursak kelimenin kelimeyi  söyleyenle oranı, veya daha azıdır. 

 

İLAHİ ADALET

 

          İlahi Adalet, tıpkı İlahi güç gibi sadece onun (c.c) bilgisinin kapsamındadır Evrende, insanda, Allah’ın şeriatı ve hükümlerinde delil ve belirtileri vardır. Bunu, şu şekilde izah etmek mümkündür: 

 

 

HÜCCET

 

          Eğer birinden alacağın varsa, alacağını istemen senin hakkındır. Eğer ödemeyi reddederse eksiksiz olarak zorla alma hakkın doğar, bağışlarsan Allah bağışlayanları sever.

 

          Allah da (c.c) Adil ve Cömerttir. Cömertliği ve rahmeti ile günahları denizin köpüğü kadar olsa bile günahkarı affedebilir, mükafatlandırabilir de... :

 

وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ  أَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّي إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِنْ كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ}(المائدة/116 مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنْ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ}(المائدة/117{إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيم المائدة/118 {قَالَ اللَّهُ هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ &#